Üretmek İnsanoğlunun Şifasıdır

Geçen gün bir arkadaşıma bazen kendime çok yüklendiğimden bahsettim. Her şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışmaktan ve kendimden beklentimin yüksek olmasından yorulduğumu dile getirdim. O da bana “Kendine sorun yaratma! Hayatın tadını çıkar!” diye tavsiyede bulundu. Bu hayatın tadı nasıl çıkarılıyor acaba diye merak ettim tabii. Herkesin bildiği ama benim bilmediğim o şey neydi ki, ben hayatın tadını çıkaramıyordum? Ona sordum. “Sence hayatın tadını çıkarmak ne demek?” Onun için, yanında hoş vakit geçirebileceği birilerinin olması hayatın tadını çıkarmak için yeterliydi. Benimkinden ne kadar farklıydı. Benim en mutlu olduğum anlar, bir şey ürettiğim anlardı. Sanırım bende bir gariplik var diye düşünmeye başladım. “Bazen uzaydan gelmiş gibi hissediyorum.” diye ekledim.
Gerçekten tekrar üzerine düşündüğümde, en mutlu olduğum anların üretim halinde olduğum anlar olduğunu söyleyebilirim. Örneğin; yazı yazmak, benim için nefes almak gibi. Ortaya bir yazı çıkardığımda rahatlamış ve huzurlu hissediyorum. İşyerinde de öyle… Ne zaman katma değer sağladığımı, bir şeyler üretebildiğimi hissetsem o işi çok seviyorum. Evde kek yapmak, yemek yapmak beni mutlu ediyor çünkü ortada bir üretim var. Çıkacak sonucu, lezzeti merak ediyorum. 
Üretmek, ortaya yeni bir şey çıkarmak değil sadece. Hareket halinde olmak demek aynı zamanda. Spor yapmak da bir üretim, arabayı yıkamak veya bir dersi dinlemek de… Çünkü ders dinlerken bile bir hareket, bir üretim var. Yeni bir şey öğreniyorsun, bir çaba gösteriyorsun. Farklı üretimlerde kullanabileceğin bilgiyi elde ediyorsun. 
Tabii, bu kadar geniş bir perspektiften bakınca aslında hayatta mutsuz olabileceğin bir an bile yok, üretimde olduğun müddetçe. Bu sadistçe sürekli ve çok çalışmak demek değil. Dengeli bir şekilde, hayatın farklı alanlarında, yeni bir şeyler ortaya koymaya çalışmak demek. İş, ev, sanat… Aklınıza ne gelirse… 
Ne zaman ki üretmiyoruz, sadece tüketir hale geliyoruz, işte o zaman kendimize sorun yaratmaya başlıyoruz. Yeterince boş olduğumuz için şikayet etmeye başlıyoruz. Örneğin; aynı bizim gibi çalışmayan diğer çalışma arkadaşımızı görmeye başlıyoruz. “Hiç çalışmıyor, sadece lak lak!” diyoruz. Üretmediğimiz için boşluğa düştüğümüzden “Niye beni aramadı?” diye düşünmeye başlıyoruz. Kendi kendimize sorunlar yaratıyoruz.
Yazımın başına dönecek olursak, aslında kendime yüklenmem değilmiş canımı sıkan. Üretimden uzaklaşıp hayatıma soktuğum boşlukmuş. Neyse ki uzun süre ara verdiğim bu köşeye yeniden yazmaya başlamamla bu boşluk kapanmaya başladı. Ürettiğim sürece mutluyum. Yazmayı seviyorum. Yeniden hoşgeldim.

YORUM EKLE