Pınar Eczacıbaşı’nın varlık içinde yokluk yaşadığı öyküsü

Pınar Eczacıbaşı’na kendi mücadelesini ve başkaları için verdiği mücadeleyi sordum. Belçika Kraliyeti’nin onur nişanına sahip, birçok ilke imzasını atan, özellikle kadın hakları ve girişimci kadını destekleme konularında pek çok anlayışın öncüsü O. Ve konuştukça gördüm ki, hala kalbinde büyük bir özlem olan, bir babanın geride bıraktığı küçük bir kız çocuğuydu aynı zamanda.

C:UsersAsliDownloadsa5e369e5-d4f6-4903-ad09-5e2b3587e958 (1).JPG

Eczacıbaşı gibi bir soy ismi taşıyıp kim başarılı olmaz ki diye düşünenler sizin hikayenizi öğrenince bence böyle düşünmüyordur. Hayatınıza bakınca hep bir mücadele var, soy isminizin size yazdığı bir başarı hikayesi değil bu.

Çok doğru bir noktaya parmak basıyorsunuz, gerçekten bu benim soy ismimin bana bahşettiği bir başarı değil. Tabii ki ailemin soyadı ve bunu taşımaktan gurur duyuyorum, her zaman da duydum. Ancak ben, varsa bir başarı, bunu Pınar’ın başarısı olarak algılamak isterim. Evet çok büyük mücadelelerle geçti hayatım maalesef, hayata bir sıfır yenik başlamak mı diyelim, babamı çok ufak yaşta hatta bebekken kaybettim, ben Nisan doğumluyum babam aynı senenin Eylül ayında vefat etti. Dolayısıyla hiç bir zaman babamı tanıma şansım olmadı. Nitekim kız kardeşim de benden bir yaş büyük O’nun da böyle bir şansı olmadı. Bütün hayatımızı maalesef çok acı çok talihsiz, çok hüzünlü hikayenin tamamını duyduğunuzda, hakikaten yok yere bir kayıp, bizim tabii bütün hayatımızı şekillendirdi bu hadise.

Bir babanın gitmesi ardında bıraktığı hayatların kaderini değiştiriyor değil mi?

Hepimizin kaderi değişti, belki bugün babam hayatta olsaydı çok başka şeyler yaşıyor olurduk. Ben bu kadar mücadeleci olur muydum belki de olmazdım. Belki de bambaşka bir Pınar olurdu. Babamın hayatını bu kadar genç yaşta kaybetmesi bizlerin kendisini hiç tanımamamız, hem aile açısından hem de özellikle babamın ailesi açısından çok büyük bir yıkım oldu.

Peki, Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin bir ferdi olup bu kadar zorluklarla gerek var mıydı?

Vardı, bu mücadeleyi vermemiş olsaydım Aslı Hanım bugün nerede olurdum ben de bilemiyorum. O mücadeleyi vermek zorundaydım. İşin daha da ironi tarafı, insanlar size baktıkları zaman, belli bir soyadının belli bir varlığın altında yaşadığınızı ve o zaman da işlerin biraz sizin için kolay olduğunu düşünüyorlar. Evet bir takım şanslarım oldu ama çok büyük şanssızlıklarım da oldu dediğim gibi. Ben herhangi birinden farklı değildim. Babamızı o kadar erken yaşta kaybettik ki, hem 18 yaşımıza geldiğimizde ablam ve ben babadan dolayı almamız gereken mirasımızı alamadık hem babamızın bize kol kanat germesini hiç bir zaman yaşayamadık. Dediğim gibi büyük bir trajedidir. Bunları tabii laflara dökmek çok kolay değil. Ben bir kitap oluşturmayı düşünüyorum. Şöyle söyleyeyim size kendi arkadaş çevremde en az varlığı olan insanlardan biri bendim. Bırakın bir varlık içinde yaşamayı tam tersi. Tabii bunu anlatamıyorsunuz insanlara neden böyle. Neden böyleyi ben de çok sorguladım.

O tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında okuyan öğencilere verdiği çok cüzzi bir rakam vardı ve bizim velimiz o tarihlerde amcam da o kadar bir meblağ vermişti hatta daha da enterasanı ablamla bir müddet o parayı bile yani bir öğrenci için verilen parayı dahi paylaşmak durumunda kalmıştık ki o parayla geçinmek mümkün değildi. İnsanlara bunu söyledğim zaman herhalde şaka yapıyorsun böyle bir parayla geçinmiş olamazsın diyorlardı. İnanın o parayla geçindik hatta Amerika öncesi İngiltere’de de o parayı paylaşmak zorunda kaldık. Dolayısıyla çok çok zorlu tahmininizin de ötesinde zorlu bir mücadele oldu. Maddi açıdan çok zor oldu, büyük bir haksızlık ve adaletsizlik oldu maalesef aile tarafından. Manevi açıdan da annem ve bizler için bir türlü yerini dolduramadığımız, bir türlü bu konuyu aileyle denkleştiremediğimiz bir hadise şeklinde olay süre geldi ve bu beni çok üzdü yıllar içerisinde.

Bakın şöyle söyleyeyim size, başarı diye başladık konuya, başarılı bir öğrenciydim gerçekten, her dönem iftihar alırdım hatta okulumu birincilikle bitirdim. Ailemiz de çok başarılı, zaten biraz da onları rol model alarak da hayatta kalmanın kurallarından biri de başarılı olmak şeklinde algıladım tabii çocukken. Ama hayattaki asıl başarının insani değerlerden etik değerlerden geçtiğini düşünüyorum. Akademik başarı elbette çok önemli, yaptığınız işlerdeki belki maddi kazanç ya da, politikadaysanız politikada ya da sanatçıysanız sanatçı olarak, bir takım başarılar elde etmiş olabilirsiniz ama asıl başarı insani değerlerde ve insanlara gereken değeri ve adaletli olarak davranabilmekte. Dolayısyla ben bu konuda çok hassasım. Adaletsizliğin, haksızlığın işleri nereye götürebileceğini bizzat kendi hayatımda yaşadım. Dolayısıyla hiç tahammülüm yok. Bu benim hayat mottom oldu zaten.

Bugün kadınlarla ilgili çok yaygınlaşan bir bilinç var kadını girişimci olmaya teşvik eden kadının haklarını gözeten, onu iş dünyasına katmak için iten bir güç olan, aslında siz bu bilinci yıllar önce yaratan öncülerdensiniz. Bir kadının bir iş hayali varsa ama kendisini sıkışıp kalmış hissediyorsa ne yapmalı, gideceği doğru adresler nereler, nasıl bir yol izlemeli?

Bu gerçekten altını çizmemiz gereken bir konu çünkü hakikaten sıkışıp kalabiliyorsunuz. Ben de sıkışıp kaldım dediğim gibi. Mücadele zaten orada devreye giriyor, onları aşabilmek için. Ben sivil toplum kuruluşlarında oldukça uzun zaman geçirdim, Gyiad’ın ilk kadın başkanıydım biliyorsunuz bir defa ilk kadın başkanı olmam vesilesiyle yönetim kurulunda kadın erkek oranını eşit tutmaya çalıştık, mümkün olduğu kadar kadın üyelerimizin sayısını arttırmaya çalıştım. Girişimcilik üzerine yaptığımız çalışmalarda kadın erkek ayrımı yapmadık. Kosgeb’le beraber girişimci kadınlara destek olacak programları geliştirdik. Benden sonra yine Gyiad’a bir kadın başkanı işaret ettim.

Sıkışıp kalmışsa dediniz, şimdi o dönemde dile getirdiğimiz herşey, 2000’lerin başlarından bahsediyoruz, mesela geçen gün okudum çok güzel evde kendi işlerini yapan kadınlara bir takım vergisel muafiyetler getiriliyor. Biz o zaman ne dedik, kadının bir yeteneği, çok fazla sermaye koymadan yapabileceği işler, işte ufak tefek sabun üretimi olabilir el işi olabilir aklınıza gelen herhangi birşey olabilir. Biz bu insanlara nasıl yardımcı olabiliriz bir defa bu insanlara bir eğitim vererek, Anadolu’da birçok üniversiteye gittim arkadaşlarımla beraber, birçok üniversitede konuşmalar yaptık belki o öğrenciler bunu annelerine anlattılar. İnsanlara umut vermek, o insanların yaptığı ufak tefek şeyleri yurt dışına satabilmelerini, belki Anadolu’dan İstanbul’a satabilmelerini sağlamak.

Sohbetimizin tamamı WomanTV’deki Aslı Bosut ile Artı Hayatlar programında,

http://www.womantv.com.tr/pinar-eczacibasi-basvurdugu-ise-hangi-nedenle-alinmadi-440v.htm

YORUM EKLE