Ey Sevgili!

Ey Sevgili!

Belki bu denli üzülmeme, kızmama bir anlam verememiştin. Her zaman ki gibi davranıyordun oysa. İşte asıl mesele de buydu başımın tacı sevgili meleğim. Asıl mesele de, ben her şeyin tam da farklı olduğunu düşündüğüm bir zaman sen ortalarda yoktun. Günlerin, böylesine uzun saatlerin, hatta saniyelerin gözümde ne çok büyüdüğünü bir düşün. Peş peşe yarım kalan konuşmalarımız vardı ve sen halen aramıyordun. Öyle bir noktaya geldim ki, bedenim, beynim kilitlendi. İçimde yıllardır gizlediğim arzular daha bir derinden dillendi. Ben kendime mani olamamaya başladım. Senin için neyin önemli, ya da önemsiz olduğunu sözüm ona seni senden iyi tanıyan hani numerolojini, psikolojini, biyolojini senden daha iyi bilen ‘ben’ ne seni ne de kendimi çözemiyordum. İçimde bir acı, bir derin yara beynime hücum ediyordu adeta. Hayalimdeki bütün fotoğraflar birbiriyle çelişmeye başlamıştı. Tüm yaşananları an be an düşünüyordum. Yanılmış olabileceğim sonucuna varamıyordum varmasına da artık içim hiç bir şeyi de alamaz duruma gelmişti. Sonunda vücudum bu ağır yükü kaldıramadı. Günlerce kendimi kendi dünyama kapatıp ne gözüm kimseyi görsün, ne de kulağım senin dışında bir sesi duysun istemiyordum. 

Ben artık seni de isteyip istemediğimi bilemiyordum. Beynim, bedenim, yüreğim zonkluyordu. Bilemezsin. Neden mi zonkluyordu? Bu sefer kesin kararlıydım. Biliyordum çok üzülüp içten içe -demek böyle bu kadar kolaydı bitirmen diye düşünecektin. Aslında o kadar da kolay değildi. Bu bedeli vücuduma acılar yaşatarak ödüyordum. Bunun farkında değildin. Dedim ki, artık yeter deli gönlüm kaç kez önünde eğildin.

Sen hayatımda ilk kez saflığı, sevginin asaletini, dokunmanın yüceliğini, bir bakışın böylesine gönüle anlamlı süzülüşünü ve daha neleri ilk kez bu yaşımda ilk kez bana sen yaşatıyordun. Yani sömürüden, bağnazlıktan yana keşfedip fırlatmadan yana basitlik ve aldatmacayla örülmeyen bir dostluğun penceresini açıyordun bana.

Ben sana her şeyimle, ilk kez birine her şeyimle giderken. İçim kıpır kıpırdı. Bütün bunları kalbimden yavaş yavaş silmem gerektiğini hayallerime artık bir nokta koymam gerektiğini gönlüme anlatmanın bende bıraktığı yıpratıcı, kahredici izlerini bir düşün. Artık gönlümün o hiç oturulmamış kuş cıvıltılarıyla, akan şelalelerle, bin bir çiçekle döşenen o bölümünde sen olmayacaktın. Bir dost olacaktın. Merhaba verdiğim, hatırını sorduğum, iyiliğini düşündüğüm ama özlemediğim biri, yani ne özel ne sıradan biri. İçime çağlayanlar gibi dolan o sesini duyunca bile birden düzelemediğime şaşırmıştın!

Canımın içi, çünkü ben çok kötüydüm, bir o kadar hırpalanmış ve çaresiz ve bir o kadar yalnız. Bir o kadar sensiz. Sonra yavaş yavaş söylediğin her sözcüğü yaralarıma ilaç gibi sürmeye başladım. Her sözcüğe binlerce güzel anlam yükleyip fısıldadım yüreğime. Yanağından öptüm, kulağından öptüm, dudağından öptüm, yüreğinden öptüm acının, sanki senmişsin gibi.

 

e-mail:belginturan@gmail.com

YORUM EKLE