Bir tetikçisi öldürülen Sabancı Center cinayetlerindeki sır, 18 yıl sonra yakalanan Akkol'la çö

Sabancı Center cinayetlerinin zanlılarından İsmail Akkol 18 yıl sonra yakalandı. Cinayetlerin tetikçilerinden Mustafa Duyar'ın, 'konuşmak üzereyken' cezaevinde öldürülmesi, dikkatleri Akkol'a çevirdi

Bir tetikçisi öldürülen Sabancı Center cinayetlerindeki sır, 18 yıl  sonra yakalanan Akkol'la çö

Bir tetikçisi cezaevinde öldürülen Sabancı Center cinayetlerinde 18 yıl sonra yakalanan ikinci tetikçi karanlığı aydınlatacak mı?

Atina’da önceki gün bir apartmana düzenlenen baskında ele geçirilen dört kişiden ikisinin, Sabancı Center cinayetlerinin zanlılarından DHKP-C üyesi İsmail Akkol ve Dursun Karataş’ın ölümünün ardından DHKP-C’nin lideri sayılan Hüseyin Fevzi Tekin olduğu haber verildi.

9 Ocak 1996’da gerçekleştirilen Sabancı Center cinayetlerinin zanlılarından Mustafa Duyar’ın cezaevindeyken Karagümrük çetesi lideri, “Nuriş” lakaplı Nuri Ergin’in talimatıyla öldürülmesi ve suikastın gerçekleştirildiği dönemde Sabancı Center’da “çaycılık” yapan Fehriye Erdal’ın kayıp olması, İsmail Akkol’u cinayetlerin aydınlatılması açısından daha da önemli kılıyor.

9 Ocak 1996’da İsmail Akkol ve Fehriye Erdal ile 4. Levent’teki Sabancı Center’da Özdemir Sabancı ile Toyotasa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefe'ye suikast düzenleyen timde bulunan Mustafa Duyar, pişmanlık düzenlemesinden faydalanmak için 22 Aralık 1996’da Suriye’de Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ne teslim oldu.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Türkiye’ye getirilen Duyar, 9 Ocak 1997’de savcılığa çıkarıldı. Mustafa Duyar, teslim olduktan 18 gün sonra dönemin İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı İrfan Özliyen’e verdiği 13 sayfalık ifadesinde ilginç açıklamalar yaptı. Hürriyet gazetesinin 2 Ağustos 2009’daki nüshasında yayımlanan habere göre 15 Şubat 1999’da Afyon Cezaevi’nde "Karagümrük Çetesi" olarak bilinen grubun lideri Nuri Ergin’in talimatıyla öldürülen Duyar’ın ifadesinden satır başları şöyle:

'Hedef Sakıp Sabancı'ydı'

“Bir çarşamba günü İsmail Akkol’la birlikte Bayrampaşa Cezaevi’ne gittik. Siyasi tutuklularla açık görüş mümkün olmamasına rağmen Ercan Kartal’la o gün açık görüş yaptık. Ercan bize ’Eyleme hazır mısınız?’ dedi. ’Hazırız’ dedik. ’Nereye kadar hazırsınız’ dedi, ’Sonuna kadar hazırız’ dedik. Ercan bize hedefin Sakıp Sabancı ve Sabancı Center’ın 25. katı olduğunu söyledi. Elinde bulunan bir defterden bizlere Sabancı İş Merkezi’nin krokilerini göstererek, yapacağımız eylemin bütün özelliklerini tüm ayrıntılarıyla anlattı. Bize tüm giriş çıkış yerlerini ayrıntılı olarak gösterdi. Bu bilgiler ve krokiler bir deftere tükenmez kalem ile çizilmişti. Dışarıdan gelen istihbari bilgilerden faydalanmak suretiyle krokilerin cezaevinde hazırlandığı açıkça belli oluyordu. Ercan, eylem sırasında Sabancı Center’da çalışan bir bayanın bize yardımcı olacağını söyledi. Sabancı Center’a gideceğimiz zaman giymek üzere elbise ve çanta almak için bize 100 milyon lira verildi. Sabancı Center’a yakın Gültepe’de bir eve yerleştik. Elbise ve çantaları alıp bekledik.

3 adet susturuculu 7.65 mm. çaplı yeni Valter marka tabancalar ve bir adet cep telefonu bir paket halinde bizim bulunduğumuz eve geldi. Gelen notta eylemin pazartesi günü yapılacağı yazılıydı. Ancak gelen bir diğer notta Sakıp Sabancı’nın yurtdışına çıktığı, eylemin ertelendiği bildirildi. Eylemin yapılacağını dair yeni not geldi. Ancak bu sırada Sabancı Güneydoğu sorunuyla ilgili bir rapor hazırlamış ve açıklamıştı. Eylemin yapılması halinde başka değişik yorumlara yol açabileceği düşünüldü ve eylem ertelendi. 4 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde meydana gelen olaylardan sonra eylem talimatı geldi. ’Ofiste kim varsa öldürün’ şeklinde haber geldi."

’Annem evde, derse Sakıp Sabancı orada'

"Cumartesi akşamı gittiğimiz bir evde Fehriye bizi bekliyordu. Ben Fehriye’yi daha önce oturduğumuz Derbent Mahallesi’nden tanıyordum ancak samimiyetimiz yoktu. Eylemin ayrıntılarını konuştuğumuz Fehriye’ye bizdeki cep telefonunun numarasını verdik. Fehriye bize eylemin pazartesi günü yapılacağını, cep telefonuyla bizi arayıp ’Annem evde’ derse Sakıp Sabancı’nın orada olduğunu, ’Annem evde yok’ derse orada olmadığını öğrenecektik. Fehriye bizi ön kapıda karşılayacaktı, birlikte 25’inci kata çıkacaktık ve kendisi oradan ayrılacaktı. Dış kapıda sorun çıkarsa temizlik şirketine geldiğimizi söyleyecektik."

'Silahları bacaklarımıza sardık'

"Pazartesi günü silahları susturucuları ile birlikte bacaklarımıza sardık, tıraş olup yeni aldığımız elbiseleri giydik, evden çıktık. Fehriye bizi aradı. ’Annem evde yok, yarın görüşürüz’ dedi. Yeniden kaldığımız eve döndük. Ertesi gün sabah aynı şekilde evden çıktık. Fehriye 09.58’de ’Annem evde’ diye aradı, ’Saat 10.00’da görüşürüz’ dedi. Bu saat 10.00’da Sabancı Center’ın ön kapısında buluşacağımız anlamına geliyordu. Sabancı Center’ın önüne geldiğimizde kapıdaki görevli nereye gideceğimizi sordu. Temizlik şirketine gideceğimizi söyledik. Görevli temizlik şirketini aradı ve bizi D kapısına yönlendirdi. D kapısında başka bir görevli kimliklerimizi aldı, kaydetti. Bizden telefon numarası istedi, hayali bir numara söyledik. Bize turnikelerden geçmek için gerekli olan birer kart verdi ve turnikelerden geçtik."

'15. katta, 15 dakika bekledik'

"Temizlik firmasından gelen bir görevli bizi karşıladı, birlikte aşağıya indik. Onu atlatmak için postaneye gireceğimizi söyledik ve girdik. Görevli temizlik firmasının yerini gösterip ’İşiniz bitince gelin’ dedi. Burada bir bayana yemekhanenin yerini sorduk, bize merdivenleri gösterdi. Oradan asansörlerin bulunduğu bölüme çıktık. 15’inci katın düğmesine bastık. Buradaki tuvalete girdik, silahları çıkardık, susturucuları taktık ve belimize silahları yerleştirdik. Fehriye Erdal’ı bekledik. 15 dakika kadar sonra geldi. Bize Sabancılar’a kahve vereceğini, son kez durumu gözleyeceğini söyledi ve 25’inci kata çıktı."

'Heyecanlandı, size başarılar, dedi ve gitti'

"2-3 dakika sonra geldi ve ’Yukarıda yedi kişi var, bir odada Özdemir Sabancı ve Genel Müdür, diğer odada Sakıp Sabancı ve kardeşleri toplantı halinde’ dedi. Ben ’Sakıp Sabancı hangi odada’ dedim, ’Soldaki odada’ dedi. Birlikte 25’inci kata çıktık. Fehriye kartıyla kapıyı açtı. Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odayı göstermesini söyledim. Önce sağdaki, sonra soldakini gösterdi. Heyecanlanmıştı. Tekrar sordum. Soldaki odayı gösterdi ve ’Benim görevim bitti, size başarılar dilerim’ deyip ayrıldı. İsmail ile içeri girdik. İsmail’e sekreteri etkisiz hale getirmesini söyledim. İsmail sekreteri vurdu. Ben içeri girdim. Özdemir Sabancı’yı ve bir şahsı gördüm. Sakıp Sabancı’yı aradığım için odanın diğer bölümlerine baktım, kimseyi göremedim. Bunun üzerine iki metre kadar mesafeden Özdemir Sabancı’ya üç el, Haluk Görgün olduğunu öğrendiğim diğer kişiye iki el ateş ettim. Haluk masanın arkasına geçmeye çalıştı, tekrar yanına yaklaştım iki el göğsüne ateş ettim."

'İsmail çantayı odada unutmuştu'

"Tekrar Özdemir Sabancı’ya yaklaştım, bir el daha ateş ederek silahı çantaya koydum ve odadan çıktım. Sakıp Sabancı ve diğerlerinin diğer odada olduğunu anlamıştım. Ancak Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odaya girmek istemedim ve bir an önce oradan ayrılmayı düşündüm. Yanımızda yedek bir şarjör mermi daha vardı ve ayrıca bir kutu mermi de çantamızda bulunuyordu. Fehriye Erdal heyecanlanarak Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odayı bana doğru olarak gösteremeyince olay bu şekilde gerçekleşti. İsmail de heyecanlanarak çantasını sekreterin odasında bırakmıştı.

'İki ay evden çıkmadım'

"Asansöre yaklaştığım sırada daha önce hazırlanan parti bayrağını olay yerine bırakmadığımı hatırladım. Çantamdan parti bayrağını alarak girişe sekreter odasının önüne, yere bıraktım. Talimat bu şekilde verilmişti.

Daha sonra İsmail’le asansöre bindik. 19’uncu katta bir bayan da bindi. Sorduk, zemin kata ineceğini söyledi, birlikte indik. Çıkış turnikelerine yöneldik. İsmail elindeki kartla turnikeden geçmek istedi ama turnike açılmadı. Yandaki turnikenin bir kısmının açık olduğunu gördüm, oradan çıktık ve binayı terk ettik. Bir hafta boyunca istanbul’da İsmail’le aynı evde kaldık.

Bir hafta sonra ayrı ayrı buradan ayrıldık. 2 ay boyunca istanbul Merter’de bir evde saklandım, hiç dışarı çıkmadım. Yurtdışından görevli olarak gelen bir şahıs beni Küçükbakkalköy’de bir eve götürdü, fotoğrafımı çekti ve sahte pasaport hazırlayacağını söyledi. Daha sonra bu evde bana sahte pasaport düzenledi. Pasaportu bana teslim etti. İsmail ve Fehriye’ye de pasaport hazırladığını söyledi."

'Yatla Rodos'a gittim'

"Önce Fehriye ile benim yurtdışına gideceğimizi, daha sonra İsmail Akkol’u kendisinin götüreceğini söyledi. 10 gün sonra bu şahıs beni Cennet Mahallesi’nde bir benzinlikte bekleyen otobüse götürdü.

Otobüse Fehriye Erdal’ı yerleştirdiğini, beni de bu otobüse bindireceğini, otobüsün gizli bölmelerinde saklanacağımızı söyledi. Ancak geciktik. Otobüs bizi beklememiş. Fehriye bu otobüsle yurtdışına çıkmış. Bu şahıs yurtdışını arayarak kalacağım yer için adres aldı. Ben Kartal’daki bu eve 12 Mart 1996’da gittim ve iki ay kadar burada kaldım. 18 Mayıs 1996’da Hakan isminde bir şahıs geldi, bana ayakkabı, pantolon getirdi. Birlikte otosuna bindik, önce Yalova’ya, sonra Marmaris’e gittik. Marmaris’te beni üzerinde İtalyan ve Yunan bayrakları bulunan bir yata bindirdiler. Hakan yata binmedi.

Bindiğim yattaki İtalyan nereye gideceğimi sordu. Rodos Adası’na gideceğimi söyledim. Gideceğim yerler hakkındaki talimatı bana Hakan vermişti. İtalyan çok az Türkçe biliyordu, bu sebeple fazla bir şey konuşamadık. Rodos Adası’na gittik. Orada bekleyen bir yata geçtik. Yatta Faruk ve Ahmet isminde iki kişi beni karşıladı. Yat ile kıyıya çıktık, bir otoya bindik."

Atina’da 40 gün

"Faruk ile bir gemiye binerek Atina’ya gittik. Atina’da Kalender isimli bir kişinin evinde 40 gün kaldım. Bana ’Nazım Avcı’ adına düzenlenmiş bir Hollanda pasaportu getirildi. Yanıma Hollanda’da oturan bir bayan verildi ve Almanya’ya gideceğimiz söylendi. Kalender bizi Atina Havaalanı’na götürdü. Bayan ile birlikte uçağa bindik. Dusseldorf kentine gittik."

’Arkanızdayız’ diyen bir devlet yetkilisi olmadı'

"Havaalanında bizi karşıladılar. Duisburk şehrindeki bir eve gittik. İsmail Akkol bu evde idi. İki ay kadar İsmail’le bu evde kaldık. Eve parti önderlerinden bir kişi geldi ve bize eğitim verdi. Daha sonra Haggna kentinde bir eve gittik. Bu evde bize sahte pasaport, kimlik yapımı ve haberleşmede kullanılan şifreler konusunda eğitim verildi. Önce İsmail Akkol, ’Bülent Erkoç’ adına düzenlenmiş pasaportla Şam’a gitti. Bir hafta sonra da 26 Ekim 1996’da ben ’Turgut Köroğlu’ adına düzenlenmiş pasaport ile Şam’a gittim. Parti önderi Aslan Tayfun Özkök bana Turgut Köroğlu adına düzenlenmiş pasaportu verdi, Hollanda pasaportunu geri aldı. Şam’a gittiğimde götürüldüğüm evde İsmail Akkol vardı. Sonra Lazkiye semtine götürüldüm. Lazkiye’deki eve benim arkamdan Aslan Tayfun Özkök de geldi. Partinin kongre hazırlık çalışmalarını yapıyorlardı. Bana da Hatay’dan gelecek şahısları karşılamamı söylediler. Ancak ben örgütten ayrılmaya kesin karar vermiştim. Bu görevi (Hatay’dan gelecek kişilerin karşılanması) yapmadım. 17 Aralık 1996 tarihinde örgüt evinden gizlice ayrıldım. 22 Aralık 1996 tarihine kadar Şam’da Espana isimli otelde kaldım. Ve o gün Türkiye’nn Şam Büyükelçiliği’ne giderek teslim oldum. Daha sonra Ankara’ya getirildim. ’Neden teslim oldum?’ başlıklı yazıda anlattıklarım bana aittir."

'Baretta kullanmadık'

"Bize herhangi bir devlet yetkilisi ’Siz adam öldürün, biz arkanızdayız’ şeklinde bir şey söylemedi. Suriye’ye ilk girişte yakalanmış ve tutuklanmış değilim. Sabancı cinayetinde kesinlikle Baretta marka tabanca kullanmadık. Valter marka tabanca kullandık. Pişmanlık yasalarından faydalanmak istiyorum."

Cezaevinde evlendi, baba oldu, öldürüldü

"İtirafçı" olmak ve ceza indiriminden yararlanmak istediğini söyleyen Duyar, İstanbul DGM'de tutuklandıktan sonra, örgüt itirafçılarının bulunduğu Kırklareli Cezaevi'ne gönderildi. DHKP-C üyesi Ekrem Akkılıç'ı, "örgüte ihanet ettiği" iddiasıyla öldürmekle suçlanan ve 7.5 yıl hapis cezasına çarptırılan Sema Polat'la cezaevinde evlendi. Daha sonra Afyon Cezaevi'ne sevk edilen Mustafa Duyar, eşini de aynı cezaevine aldırdı. Ancak Sema Polat, cezaevinde hamile kalınca, eşiyle görüşmeleri sınırlandırıldı. Bu yüzden üç kez intinhar girişiminde bulunan Duyar, 16 Ocak 1999 tarihinde baba oldu, oğluna, katilleri arasında bulunduğu Özdemir Sabancı'nın ismini verdi.

Mustafa Duyar, baba olduktan bir ay sonra, 15 Şubat 1999’da Afyon Cezaevi'nde, Karagümrük çetesi mensuplarınca kaldığı 5/A koğuşunda başından tek kurşunla vurularak öldürüldü.

Can Dündar: Uyar konuşacaktı

O dönemde Sabah gazetesinde yazan Can Dündar, cezaevinde resmi iznini de aldığı bir röportaj yapmaya hazırlandığı Mustafa Duyar’ın öldürülmesinin ardından şöyle bir yazı (13 Şubat 1999) kaleme aldı:

"Biliyorum, Türkiye Apo'dan başka bir şey görecek halde değil. Ama yine de Apo'nun tozu dumanı arasında kaynayıp giden çok önemli bir olaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Önceki gün, Özdemir Sabancı suikastinin sanığı Mustafa Duyar'la birlikte nasıl bir sırrı toprağa gömdüğümüzün farkında mısınız?

'Komplo teorileri'ni sevmem ama bu konuda şu son birkaç ayda yaşadıklarım, bana artık sevmem gerektiğini söylüyor.

Okuyunca sanırım siz de seveceksiniz.

* * *

5 hafta önce Mustafa Duyar'la görüşmek üzere Adalet Bakanlığı'ndan izin aldım.

Benim soracaklarım vardı, onun da söylemek istedikleri...

Bir süre önce büroyu telefonla arayan bir kişi, Sabancı suikastini üstlenen örgütten olduğunu söylemiş ve kanıtlaması zor, ancak son derece önemli iddialar ortaya atmıştı. Telefondaki kişi, olayın ayrıntılarını, yurtdışında bizzat suikastin tetikçilerinden dinlemiş ve suikast sonrasında rahatça kaçmayı, bir polisin yardımı sayesinde başardıklarını öğrenmişti. Aldığı diğer bilgiler, suikaste ilişkin kafalardaki soru işaretlerini pekiştiriyordu.

Telefonu kapatırken, kendi zihninde vardığı sonucu, iki cümleyle özetledi:

"Bunu yapan, devlet örgütlenmesi içinde bir kol... Bir iç hesaplaşma vardı ve işi bize çözdürdüler."

* * *

Bu iddiaları, daha önceki ipuçlarıyla bir araya getirince tablo hepten ilginç bir hal alıyordu:

* Eyüp Aşık'ın Susurluk Komisyonu'nda verdiği ifadeye göre, suikastten sonra kendisini arayan (Mustafa Duyar olduğunu tahmin ettiği) bir genç, 'Binada 4 kişiydik, ama ben silah kullanmadım" demiş ve iki önemli bilgi daha vermişti: 'Olaydan 3 gün sonra birileri bizi öldürmeye çalıştı. Bize verilen silahları cinayetten sonra geri aldılar. Bana verilen Baretta marka silah, daha sonra Bucak'ın Susurluk'ta kaza yapan otomobilinden çıktı.'

* O arabada Çatlı ve Bucak'ın şoförlüğünü, İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ yapıyordu ve suikastin "içerdeki ayağı" Fehriye Erdal'ı Sabancı Center'a 6 ay önce onun bağlantılı olduğu temizlik şirketinin yerleştirdiği öne sürülüyordu.

* Sabancı Center santralinden dışarı hangi numaraların arandığını kaydeden bilgisayar, suikast günü "arızalanmış", Türk Telecom'daki kayıtlar da silinmişti.

* Bir yıl önce, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, Duyar'ın devlet adına bazı eylemlerde kullanıldığına dair iddialardan söz etmişti. Zaten Duyar daha önceki örgütünden de "polisle işbirliği yaptığı" gerekçesiyle atılmıştı. Sabancı suikastinden sonra, örgütünün "kendisini kullanıp paçavra gibi attığını" görünce belki de Suriye'ye geçip PKK'ya sığınmak istemiş, ancak bu yol da kapanınca Şam'da Türkiye Büyükelçiliği'ne gidip teslim olmuştu.

* Jitem'ci Astsubay Hüseyin Oğuz'un, Susurluk Komisyonu'ndaki ifadesine bakılırsa Duyar'ı Şam'dan Türkiye'ye getiren ekibin başında ünlü "Yeşil" vardı.

Suikastteki Susurluk bağlantısını çözecek anahtar, Afyon Cezaevi'nde bir hücredeydi. İdamla yargılanıyordu. Daha önce suçu üstlenen ifadesini değiştirmek istiyordu. İtirafçı affından yararlanmak için 'Bildiğim bütün sırları açıklamaya hazırım' diyordu. Ancak pişmanlık talebi, yasadaki başvuru süresi dolduğundan kabul edilmemiş, o da üç kez 'intihar teşebbüsünde bulunmuş'tu.

Atv için görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı'na başvurduk. Bakan, 'Sanığın açıklayacaklarının yargıya yardımcı olabileceği' gerekçesiyle izin verdi.

Afyon Cezaevi yönetimiyle görüşüldü. Duyar'ın yazılı oluru da alındı. Kendisi de görüşmeyi arzu ediyordu. Her şey hazırdı.

Fakat Duyar'ın konuşmak için öne sürdüğü bazı koşullar, bürokrasiye takıldı. Bakan'ın açık emrine rağmen, bakanlıktaki bir bürokrat, şifahen verilen görüşme izninin geri alınması için özellikle uğraştı.

Şimdi öğreniyoruz ki, bizim Duyar'la görüşme izni aldığımız, fakat resmi izin yazısı bir türlü çıkmadığı için gidemediğimiz Afyon'a, aynı günlerde Karagümrük çetesi, aynı bürokratın verdiği izinle nakledilmiş; gittikten iki hafta sonra da, gelen "vur emri" üzerine bizden önce Duyar'ı "ziyaret etmiş" ve 4 kurşunla cezasını infaz etmiş.

* * *

Komplo teorilerini sevmiyorum. Ancak "tesadüf"ün bu kadarına inanmayı da saflık sayıyorum.

Duyar kilit isimdi.

Konuşsa belki Susurluk skandalının bir düğümü daha çözülecekti.

Belki hep sağ eliyle vurduğunu sandığımız çetenin sol elini de görecektik. Sabancı'nın neden hedef seçildiğini öğrenebilecektik.

Duyar, sırlarını hücre komşusu Selçuk Parsadan'la paylaşmış olmalıydı. Belki Parsadan'a sıkılan kurşunun nedeni de buydu.

Belki de pişmandı karıştığı işten... Kendisi de 2 aylıkken babasını kaybetmiş, annesi ise o 13 yaşında iken, üvey babası tarafından öldürülmüştü.

Cezaevinde evlendiği karısından, bir ay önce bir oğlu olmuştu.

Adını 'Özdemir' koymuştu.

Hangi katil, oğluna kurbanının adını verirdi ki?"

‘Bu devlet bana Duyar'ı öldürttü’

Eylül 2000’de Uşak Cezaevi’nde çıkan isyanda, “Nuriş” lakaplı çete reisi Nuri Ergin, koğuşun penceresine çıkarak "Dinleyin! Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü" diye bağırdı. Ardından pencereye çıkan kardeşi Vedat Ergin, "Veli Abi'yi... Veli Küçük'ü ara... Bizi bilir " diye bağırdı.

Karagümrük çetesi lideri ve kardeşinin bu sözlerinin 8 yıl sonrasında, emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün adı, 1. Ergenekon İddianamesi'nde, "Hem DHKP-C terör örgütü, hem de Nuriş Çetesi ile koordinasyonu sağladığı" iddialarıyla da yer aldı.

Ergin Kardeş’ler savcı Öz’e ifade verdi

Nuri ve Vedat Ergin kardeşler, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Mayıs 2008’de ifade verdiler. Dönemin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün Kandıra F Tipi Cezaevi’nden jandarmalar eşliğinde adliyeye götürülen Ergin kardeşlere, Sabancı Suikastı sanığı Mustafa Duyar’ın cezaevinde öldürülmesine ilişkin sorular da yönelttiği belirtildi. Elleri kelepçeli olarak adliyeye getirilirken bazı kişilere hakaret eden Ergin kardeşlerden Nuri Ergin, Alaattin Çakıcı’ya yönelik tehditte bulundu. Ergin kardeşler, ifadeleri alındıktan sonra tutuklu bulundukları cezaevlerine geri götürüldü.

Ergenekon iddianamesi: Talimatı Küçük verdi

2 bin 455 sayfalık Ergenekon davası iddianamesinde soruşturma aşamasında gündeme gelen Sabancı suikastı da yer aldı. İddianamede, Sabancı suikastını gerçekleştiren Mustafa Duyar’ın Afyon Cezaevi’nde Nuri Ergin çetesi tarafından isyan çıkarılarak öldürülmesi talimatını Veli Küçük’ün verdiği iddiası da yer aldı. İddianameye göre, bu olay "Mustafa Duyar’ın konuşacağı" şüphesi nedeniyle yapıldı.  Bu iddiaya dayanak olarak da, 2000 yılında Uşak Cezaevi’nde çıkan isyan sırasında çatıya çıkan Nuri Ergin’in, “Veli Küçük’e selam söyleyin” diye yaptığı açıklamanın ses kayıtları gösterildi.

Savcılık iddianamesinde, “soruşturma dosyasındaki delillerden, alınan ifadelerden ve ele geçirilen dokümanlardan Ergenekon terör örgütü yöneticilerinden Veli Küçük’ün, DHKP-C terör örgütü ile ilişkisi olduğu ve söz konusu örgütün Ergenekon terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandığı ve kontrol altında tuttuğu anlaşılmıştır” denildi.

Nuri Ergin’den mektup var

Daha önce “Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü” diyen Nuri Ergin, 2009 Temmuz’unda avukatı Ergün Bademci aracılığıyla basın mensuplarına 6 sayfadan oluşan mektup gönderdi. Ergin mektupta Özdemir Sabancı’nın katili Mustafa Duyar’ı kendisinin öldürttüğünü yazdı; ancak Veli Küçük’ten talimat aldığı iddiasını  reddetti:

Mustafa Duyar’ın öldürülmesi olayı ile bazı kişilerin çok ilgilendiğini belirten Nuri Ergin, bu konu ile ilgili olarak Savcı Zekeriya Öz’e her şeyi anlattığını kaydederek, mektubunun son bölümünde şöyle dedi:

“Ben İstanbul 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi heyetine geçtiğimiz 8 Haziran’da dedim ki; ‘Sayın Savcı Zekeriya Öz’e sizin aracılığınızla sesleniyorum. Mustafa Duyar’ın öldürülmesi olayıyla çok ilgileniyorsa, rahmetli Özdemir Sabancı’yı öldürdükten sonra, bir erimizi şehit ettikten sonra, bulunmuş olduğu Kırklareli E Tipi Cezaevi’nden dışarıya çıkarıp, hangi şer odakları, neyin mükâfatı olarak villalarda alem yaptırdıysalar, bunları araştırıp ortaya çıkarsın’dedim. Duruşmada, Cezaevleri eski Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’la ilgili bir söz söylemedim. Bunlar hep saptırılarak yazıldı. Ayrıca Mustafa Duyar’ın yatmış olduğu cezaevinde aynı tahrilerde ne ben, ne de kardeşim yatmadık, bu da yalandır. Doğru olan Mustafa Duyar’ı, Afyon Cezaevi’nde, kardeşliğinden, kader arkadaşlığından, onur ve gurur duyduğumuz kardeşimiz Sami Tokur’un, benim talimatımla öldürmesidir. Gerçekler budur böyle bilinmelidir.”

'Gladyoyla işim olmaz’

Nuri Ergin, ’Basın açıklamamdır’diye başlayan 6 sayfalık mektubunda “Ben 46 yaşında, kardeşim Vedat Ergin 36 yaşındadır. Bizim hayatımız boyunca ne Gladyo’yla, ne MİT’le, ne JİTEM’le, ne polisle, ne bir cemaaatle, ne bir partiyle hiçbir işimiz olmaz, asla ve asla olamaz. Eğer biz bir suç işlemişsek polis görevini yapar, bunun dışında yukarıda belirttiğim hiçbir teşkilatla işimiz olmaz. Bizi tanıyan şerefli tüm insanlar ve bu alemin şerefli tüm delikanları da bunu çok iyi bilir” dedi.

'Küçük’ten talimat almadık’

Ergenekon adı verilen davayla ilgili tutuklu ve tutuksuz sanıklardan çok yanlı medya tarafından kendisi ve kardeşi Vedat Ergin hakkında birçok asılsız haberler yapıldığını öne süren Nuri Ergin mektubuna şöyle devam etti:
 

 “Afyon Cezaevi’nde, benim talimatımla öldürülen DHKP-C’li Mustafa Duyar’ı, Veli Küçük’ün talimatıyla gerçekleştirdiğimiz yazıldı, çizildi. Bunların hepsi külliyen yalan, hiçbir doğruluk payı yoktur. Bana ve kardeşim Vedat’a, Allah’ın hiçbir kulunun emir ve talimat vermeyeceğini bu ülkede yaşayan tüm şerefli insanlar ve bu alemin tüm delikanlıları bilir. Ne Veli Küçük’ü, ne talimatı. Bu asılsız yalan haberleri birtakım şer odaklarının özellikle yaptırdığını biliyoruz. Bunların yaptırdığı haberlere kargalar bile güler. Bizim Savcı Zekeriya Öz’e 22 Mayıs 2008’de vermiş olduğumuz ifademiz, yüce yargının tutanaklarında mevcuttur. Veli Küçük’le ilgili en ufak bir suçlayıcı ifademiz olup ortaya çıkartmayan herkesi namert ilan ediyoruz. Veli Küçük, Ergenekon davasındaki ifadesinde mahkeme heyetine bizi savcıların yönlendirdiğini söylemiş. Veli Küçük’ün, bu söylediklerini gazetelerde okudum. Bu sözler eğer doğruysa Veli Küçük’e aitse, o savcılar kimmiş. Bizi kim yönlendirebilirmiş, kendisi onurlu ve şerefli bir şekilde bunu açıklasın, ayıptır. Giymiş olduğu şerefli üniformasına saygımız olmasa, sözlerine karşılık ağır kırıcı konuşuruz. Herkesin kilosundan ağır bizlerde cezalar var. Allah’ın hiçbir kuluna onurumuzdan, gururumuzdan ödün vermeyiz. Herkesin gerçekle bağdaşmayan, arkamızdan söz söylemesi ayıp, yakışmıyor. Ergenekon davasında bizlerinde dinlenmesi yönünde bazı sanıkların avukatlarının talebi olmuş. Gerekirse, mahkeme çağırırsa gelip bildiklerimizi söyleriz.”

Mahkeme önünde Veli Küçük’e tehdit

Nuri Ergin, duruşma için 6 Mayıs 2010’da götürüldüğü adliyenin girişinde ve çıkışında Veli Küçük’ü tehdit etti. Nuri Ergin, “Veli Küçük sen beni tanıyorsun. Biz kaybedeceğimiz maçı oynamayız. Akıllı ol” diye bağırdı.

Suikastlar Oda TV iddianamesinde

Sabancı Center suikastları 9 Eylül 2011’de kabul edilen Oda TV iddianamesinde de yer alıyor, iddianamede yer alan dijital belgede, "Genelkurmay Savcılığı'nda Sabancı suikastının da içinde yer aldığı bir hazırlık dosyası bulunuyor. Bu dosya içinde H.P., Kaşif Kozinoğlu, A.Ç. ve D.K. sanık olarak gösteriliyor" ifadeleri geçiyordu.

Gizli tanık: Duyar ‘Ben çıkacağım’ diyordu

Sabancı Center suikastları ve Mustafa Duyar’ın infazı, 8 Mart 2012 tarihinde Birinci Ergenekon davası duruşmasında gizli tanık “Dilovası”nın ifadeleriyle bir kez daha gündeme geldi:

"Mustafa Duyar bize ’ben çıkacağım’ diyordu. Bu Duyar’ın bir yerlerden güvence aldığının göstergesidir. Cezaevinde MİT ve Jandarma ile görüşüyordu. Daha sonra da ’Ben bunu neden yaptım’ diye pişmanlık duyarak ağlıyordu. Birçok silahlı terör olayına karıştım. Ben ve benim gibi arkadaşlar pişman olmazdık böyle olaylardan sonra. Çünkü örgüt bizleri bu şekilde yetiştirdi. Duyar ve Alpaslan Arslan gibi kişiler, yönlendirilmiş olduklarından pişmanlık duyarlar. Bu ancak örgüt içine ajan olarak sokulmuş kullanılan insanların psikolojisidir."

‘Can Dündar’a her şeyi anlatacaktı’

Duyar’ın yaşananları gazeteci Can Dündar’a anlatmak istediğini söyleyen Dilovası, bu isteğin dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun tarafından engellendiğini iddia etti.

Aynı dönemde Duyar’ın cezaevinde bir albay ile görüşmesine şahit olduğunu anlatan Dilovası, albayın Duyar’a ayağını denk alması, yoksa kimsenin kendisine sahip çıkmayacağı şeklinde uyarılarda bulunduğunu duyduğunu öne sürdü.

Duyar’ın Afyon’a gönderilmesi Ardından Duyar’ın kendi isteğiyle hücreye konduğunu anlatan Dilovası, "Mustafa Duyar hücredeyken bir suikast girişimi ile karşı karşıya kaldı. Bu saldırıda koğuş arkadaşı Adil Yanık ve gardiyanlar tarafından kurtarıldı. Hatta Yanık o saldırıda gözünü kaybetti. Bu planlı bir hareketti. Sonradan öğrendik ki saldırıyı yapanlar Nuri Ergin’in adamları olan Sami Tokur ve arkadaşlarıymış" şeklinde konuştu.

Olay sonrası Duyar’ın nakil için cezaevi yönetimine başvurduğunu dile getiren Dilovası, yönetim tarafından Duyar’ın Afyon Cezaevi’ne gönderileceğini öğrendiklerini söyledi. Afyon Cezaevi’nin o dönemde en tehlikeli cezaevi olduğunu belirten Dilovası, "Biz Mustafa’ya gitmemesi yönünde telkinlerde bulunduk. Kendisi de sonradan vazgeçti. Ancak Duyar Afyon’a gönderildi. Ondan sonra daha önceki saldırıyı gerçekleştiren Sami Tokur ve arkadaşları da aynı cezaevine gönderildi. Bana göre Duyar’ı öldürenler, Tokur ve arkadaşlarını oraya gönderenlerdir" diye konuştu.

Gizli tanık: Nurişler 'Veli Küçük' diye bas bas bağırdı

Nuri Ergin’in kamuoyu önünde "Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü, Veli abiye sorun" sözlerine atıfta bulunan Dilovası, "Ergin kardeşler, bas bas bağırarak Küçük’ün yaptırdığını söylemişlerdir" dedi. Bunun üzerine araya giren Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese tanık Dilovası’na, "Azmettirme konusunda elinizde somut bir isim var mı" sorusunu yöneltti. İsim vermesine gerek olmadığını dile getiren Dilovası, "Kimin öldürdüğünün Nurişler tarafından söylendi" diye cevap verdi.

Gizli tanık Kıskaç: Küçük’ün bilgisi dahilinde

Sabancı Center suikastlarının Veli Küçük’ün bilgisi dahilinde yapıldığı yönündeki bir diğer iddia, Ergenekon sürecinin gizli tanıklarından Kıskaç'tan geldi.

Kıskaç, 7 Mayıs 2012’de, dönemin Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı olan Cihan Kansız'a şu ifadeyi verdi:

 “Sabancı ailesine yönelik suikast yapılacağını dönemin Sivas Alay Komutanı Muzaffer Akçam'a söylediğimde ‘Bize dağdaki terörist, Sabancı'yı mı vururlar, Koç'u mu vururlar, kimi vururlarsa vursunlar, bizi ilgilendirmez' diye söylemişti. 250 kişilik PKK'lı teröristin kaçmasına sebep olduklarından dolayı dönemin İmranlı İlçe Jandarma Komutanı olan Menderes Güçlü ve Muzaffer Akçam'la aram açıldı. (...) Cezaevindeyken 9 Ocak 1996 tarihinde televizyonda Sabancılara suikast yapıldığını öğrendim. Bu olaya çok üzüldüm, devletin yetkili birimlerine bildirmeme rağmen herhangi bir işlem yapılmamıştı. Muzaffer Akçam ile ilgili Genelkurmay'a birkaç mektup yazdım. Benim ziyaretime geldi, bu olayı yine kendisine söyledim, ‘Beni Sivas ilgilendiriyor, vurmuşlarsa vurmuşlar' diye söyledi. Muzaffer Akçam, yargılandığım mahkemeye benim jandarma ile çalıştığımı, Sabancı suikastı olayında ve terör örgütlerine yönelik kendilerine bilgi verdiğimi anlatan yazı yazdı. Ben bu yazıları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sundum. Bunun yanında yanımdaki bütün arşivi de mahkemeye sundum.”

Bu olayın Ergenekon örgütüyle çok ilgisi vardır. Çünkü Ergenekon örgütü Sabancı ailesinin içindeydi. Benden önce Veli Küçük'ün bu konuyla ilgili Sabancı ailesi ile görüştüğünü, konuştuğum şahıslardan öğrendim. Veli Küçük'ün en samimi olduğu kişi o dönemde Sabancı ailesinin Güvenlik Müdürü olan Öner Pehlivanoğlu'ydu. Yaptığımız toplantı sonrasında ben Öner Pehlivanoğlu'na bu binaya giren her kişiden haberi olacağını söyledim.”

“1997-1998 yılında Giresun Jandarma Alay Komutanı olan Veli Küçük Sabancı Center'la görüşmeye başladı. Sakıp ve Şevket Sabancı ile görüşüyordu. Bütün bunları yargılandığı mahkemede de beyan etmiştir. Bu tarihten itibaren Sabancı suikastındaki gelişmelerin rengi değişmiştir. Olayı faili olan Mustafa Duyar'ı öldüren Ahmet Yargüder olayın gerçekleştiği Uşak Cezaevi'nden alınarak Veli Küçük'ün bölgesi içerisinde yer alan Trabzon Cezaevi'ne gönderilmiştir. Hatta Trabzon Cezaevi'ndeyken rahatsızlıklarını bahane ederek jandarma aracılığıyla İstanbul'a hastaneye sevk aldılar. Jandarma aracılığıyla İstanbul Akgün Otel'e getirildiler. Bu olayı JİTEM planlamıştı, ben de JİTEM'in içerisinde olduğum için bu olayları biliyordum. Veli Küçük'ün kontrolünde bu işler oldu. Akgün Otel'deyken Ahmet Yargüder firar etti. 10 gün sakladılar, sonra getirip yakalanmış gibi teslim ettiler. Benim tahminimce bu şahıslar konuşacaklardı, 10 gün içerisinde görüşerek pazarlık yaptılar ve ikna ettiler. Yine Ahmet Yargüder'in bağlı olduğu çete lideri Nuri ve Vedat Ergin kardeşler Uşak Cezaevi'nde yapmış oldukları isyanda kameralar önünde Veli Küçük'ü işaret ettiler. Bu olayları onun talimatları doğrultusunda yaptığını söylediler. O dönemde Veli Küçük çok kudretliydi. Ben bu olayları takip ediyordum fakat Öner Pehlivanoğlu beni holdingten uzaklaştırdı. Öner Pehlivanoğlu ile Veli Küçük'ün irtibatı araştırılırsa bu iş çözülür. Suikastın sorumlusu Fehriye Erdal olduğu kadar en az o dönem güvenlikten sorumlu müdür olan Öner Pehlivanoğlu'dur. Ben Sivas Cezaevi'ndeyken Sabancı ailesi ısrarla beni Kırklareli Cezaevi'ne aldırmak istiyordu. Çünkü Kırklareli Cezaevi'nde Özdemir Sabancı suikastının faili Mustafa Duyar bulunuyordu. Ben kabul etmedim, daha sonra aile Veli Küçük'le irtibata geçerek Mustafa Duyar'ı öldürmüş olabilirler. Ama Mustafa Duyar, suikast ile ilgili bildiklerini anlatmaması için Ergenekon örgütü tarafından öldürülmüş de olabilir.”

 “Sabancı suikastından sonra Muzaffer Akçam, Veli Küçük ve Öner Pehlivanoğlu samimi oldular. Bu konularda Avukat Hasan Cihat Erbaşov daha ayrıntılı bilgi verebilir.

Sabancı suikastının olacağını ben dönemin İlçe Jandarma Bölük Komutanı Menderes Güçlü ve Alay Komutanı Muzaffer Akçam'a söylemiştim. Menderes Güçlü, Veli Küçük'le sıkı irtibatlıdır, hatta Veli Küçük'ün Giresun Jandarma Bölge Komutanı olduğu dönemde Giresun'a bağlı Şebinkarahisar ilçesinde Bölük Komutanlığı'na getirilmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ifadem sırasında Veli Küçük'ün kızı olan Avukat Zeynep Küçük, Menderes Güçlü'nün babasının en iyi adamı olduğunu beyan etmiştir. Benim bu olaylardan anladığım Sabancı suikastının Veli Küçük'ün bilgisi dahilinde yapıldığıdır. Suikasttan sonra da Sabancı Holding'de irtibata geçip Öner Pehlivanoğlu ile işleri yürütmüştür.”

18 yıl sonra yakalanan Akkol konuşacak mı?

Sabancı Center suikastları, tetikçilerden Duyar'ın cezaevindeyken öldürülmesine, birçok davaya, önemli tanık anlatımlarına ve iddialara sahne olmasına rağmen, cinayetlerin ardındaki sır perdesi aydınlatılamadı.

Yunan polisinin pazartesi günü Atina’daki Gizi semtindeki Genadiu Sokağı 43 numaralı apartmanın bir dairesine düzenlenen baskında yakalanan İsmail Akkol, Sabancı Center suikastlarının en gizemli unsurunu oluşturuyor.

Operasyon bilgisinin alınmasından sonra MİT, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele Daire başkanlıklarından oluşturulan özel ekip, Yunanistan’a gitmek üzere hazırlıklara başladı. Özel ekibin önümüzdeki günlerde Yunanistan’a gitmesi bekleniyor.

Sabancı Center cinayetlerinin diğer sanığı Fehriye Erdal Belçika'da ortaya çıkmış, ancak Türkiye'nin taleplerine rağmen iade edilmemişti. Belçika makamlarının, cinayette kullanılan silahların "otomatik" olmamasına dayanarak saldırıyı "terör eylemi" saymaması tartışmalara neden olmuştu.

YORUM EKLE