Kırmızı Seramoni – İlk Regli Kutlaması

Hayatımda ilk defa böyle bir şey duyuyorum: İlk Regli Kutlaması. “Nasıl bir şey olsa ki bu ilk regli kutlaması?” diyorum. Merak ediyorum, ona doğru çekiliyorum. Biraz da utanıyorum. Oysa ki biz yıllardır regl olduğumuzu saklamayı öğrenmemiş miydik annemizden ve diğer kadınlardan. “Şimdi kutlamaya mı başladık?” diyorum içten içe. Derinleştikçe, Hanife’yle konuştukça bir genç kız için, aslında her yaştaki tüm kadınlar için ne kadar önemli bir seramoni olduğuna karar veriyorum. Üstelik Hanife bana da bir tane “Kırmızı Seramoni” yapıyor, bayılıyorum. Hayatımda unutamayacağım bir deneyim yaşamış oluyorum.

Hanife Demirci, kendini “seramoni kolaylaştırıcı & gelenek aktarıcı” olarak adlandırıyor. Hanife; yeni regl olan, yıllardır olmakta olan, reglisiyle vedalaşmış olan tüm kadınlara kadınlık yolculuğunu kutlamak ve onurlandırmak için “Kırmızı Seramoni” isimli ilk regli kutlaması seramonileri düzenliyor. Siz de benim gibi “Nedir bu Kırmızı Seramoni?” diye merak ediyorsanız ve içten içe ona çekiliyorsanız Hanife’yle olan röportajı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar!

  1. “Menarş Seramonileri” diye de biliniyor. Sen “Kırmızı Seramoni” ismiyle adlandırıyorsun. Kadınların ilk regl oluşunu kutlamasına, bu seramoni ile öncülük ve eşlik ediyorsun. Nasıl bir kutlama bu “İlk Regl Kutlaması”?

Öncelikle menarş, “ilk regl” demek. Menarş seramonileri; her toplumda kendi geleneklerine ve ritüellerine göre farklılık gösteren, genelde regli kanıyla temas edildiği için, onu onurlandırmak için de kırmızı sembollerin daha çok kullanıldığı, kırmızı güçten de faydalanılan bir seramoni halinde düzenleniyor. Benim Kırmızı Seramoni demem, menarş kelimesi bizim topraklarımızda çok hatırlanan bir kelime değil. O yüzden Kırmızı Seramoni içime daha çok sinmişti. Ben bu seramoniyi genelde reglisi şu anda devam eden kadınlar üzerinden gerçekleştiriyorum ama aslında gönlümden geçen, ilk regl olduğunda genç kızlara bu eşikte ve seramonide eşlik etmek. O yüzden onların ilk regl olduğu yaşları düşündüğümüzde, Menarş Seramonisi biraz daha ağır bir isim kalıyordu. Ama Kırmızı Seramoni, ilk regl olan bir kızın kırmızı seramoni partisine de dönüşebilir. O yüzden bana çok daha hafif ve o kutlamanın coşkusunu verebilecek canlılıkta geldiği için, ben Kırmızı Seramoni olarak adlandırdım. Onun dışında ilk regli kutlaması, aslında tamamen bilinçli olarak genç kızlıktan kadınlığa geçişi sembolize eden bir kutlama.  Orada hem bir onurlandırma hem bir veda hem de yeniye bir kucak açma var aslında. Hepsini bu seramonide geçen kişiye eşlik ederek, tanıklık ederek gerçekleştiriyoruz. Bu şu demek değil. İçimdeki çocuğu, genç kızı bir kenara bıraktım demek değil. Sadece artık kadın, yaşam döngüsünde başka bir evreden yol almaya başlıyor. Yani kadınlık okuluna aslında ilk kabul günü olarak geçiyor bu anaerkil topluluklarda. Artık toplulukta kadın olarak biliniyorsun ve sana topluluktaki o kadın bilgeliğinin aktarıldığı, senin önceki anne soyundan kadınlığa dair, belki şifacılık yeteneklerinin, belki kadınlık kalitelerinin, kadınlık özelliklerinin aktarılmaya başlandığı, artık seni bilge kadınların eğitmeye başladığı, toplulukta yerini almak için ilk adım attığın gün topluluğa. Ama daha çok bizim topraklarımızda unutulmuş bir seramoni. Mesela genele baktığımız zaman hem erkek için, erkekliğe adım attığı güne dair; hem kadın için eskiden böyle ritüeller yapılırdı toplulukta. İşte erkeklerinkinde belki ok yarışları düzenleniyordu. Kadınlarınki belki daha yumuşak, feminen bir kutlama. Belki danslarla, açık alanda, ateş etrafında. Ama erkeklerin adetleri bir şekilde devam ederken ataerkilde, kadının kendi kadınlık gücüyle o can damarını kesmek için çoğu ritüelleri unutuldu bir şekilde. Çünkü eğer kadınlığını rahatça yaşayabilen kadınlar olsaydı günümüzde, o göğüslerimizi saklarken dışa verdiğimiz kamburlar içimizde oluşmayacaktı. Hayatta daha dik durabilecek konumda olurduk. Ya da mesela kadınlığa ilk adım attığımız gün; en kırılgan, belki de en şaşkın, belki de dış dünyada en böyle kendimizi garipsediğimiz günde başka bir kadının bizi sardığını görseydik, kadın kadına bu kadar düşman olmayacaktı. O zaman işte belki de kız kardeşlik zedelenmeden bu zamanlara gelebilecekti. Ama daha biz ilk günümüzde başka bir hem cinsimizden tokat yiyip, diğer hemcinsimize “Ayy sen artık kirlendin!” diyoruz. Tam böyle kendimizi dışarıya çiçek gibi açacağımız an içeri kapanıyoruz. O çiçeğin açılma anını hayal edin kafanızda. Tam böyle güneşe erdi erecek, bütün esansını vereceği zaman, bir tokat yiyip hop geri kapanıyor içerisine. Tam olarak aslında böyle bir şey. O yüzden geçtiğimiz topraklara, yolda yürüdüğümüz sokaklara kadınlık esansımızı bırakmaktan korkuyoruz. Çünkü belki tekrar o tokatı yemekten de korkuyor olabiliriz içsel olarak. Bizim en kırılgan anımızda, hiçbir hemcinsimizin belki de yanımızda olamamasının acısını içimizde yaşıyoruz. Bunun yerine şöyle bir şey hayal ediyorum. Bu kırılgan zamanda birbirimizi kucakladığımız, birlikte kutladığımız, kadınlığımızdan utanmadığımız, aksine mesela rahim kelimesini bile günlük hayatta çok kolay kullanamazken belki de rahimden yaşamayı bir alışkanlık, bir günlük ritüel haline getirdiğimiz, birbirimizi kucakladığımız bir yaşantı. Bu seramoni de aslında bunun ilk başlangıcı oluyor. Gönül ister ki, ilk olduğu anda genç kızlara bu desteği vermek. Genç kızlar oldukça kendi topluluklarının, kendi anne soylarının, kendi çekirdek ailesi veya büyük ailesinin ve kendi seçtiği ailelerin içerisinde bu seramoniler yapılsın. O yüzden ilk regli kutlamasını çok önemsiyorum kadınlık yolunda ve kadınlık okulunda.

  1. Kutlama derken, günümüzdeki partilerden uzak bir kavramdan bahsediyoruz, değil mi? Daha çok kadınlık bilgeliğinin o kız çocuğuna aktarılması ve o kırılgan döneminde onun desteklenmesi olarak tanımlayabiliriz miyiz bu kutlamayı?

Aslında kutlamanın bana göre, insanın ruhuna hakikati hatırlatan kısmı şurası. Eşikten geçerken arkana annenin desteğini alıyoruz. Ya da anneni temsil edecek biri çemberde. Yani kadınlık okuluna ve kadınlık döngüne annenin kutsamasını alarak başlıyorsun. Ve sana yaşamı bir şekilde aracılık ederek armağan eden kişinin kutsamasını alarak bu yola başlamak, insana tabii ki daha güçlü hissettiriyor. Daha ayakları yere basacak şekilde hissediyorsun. Ve karşılayan kişi eşikten seni başka bir kız kardeşin. Arkanda bıraktığın şey de onurlandırılmış ve kutsanmış bir şey. Karşılandığın döngün de onurlandırılmış ve kutsanmış bir şey. Yani hiçbirinde bir ayrışma, hiçbirinde birden farklı bir şey yok. Sadece yaşamda başka bir döngüye geçiyoruz. Tabii ki parti kısmına gelecek olursak, kadının olduğu her yerde feminenlik ve dans var. Sonunda bir kutlama dansı ve şöleni yapıyoruz. Ama oradaki enerjitik geçiş ya da psişik geçişi gerçekleştirmeden değil. Niyetle, duayla geçiyoruz oradan, farkında olarak. Şu anda uzun zamandır reglisiyle birlikte olan kadınlar mesela, oradan şu ana kadar belki de hiç açılmamış ya da görmediği bir hediyesine açılmak niyetiyle geçebiliyor olabilir. Çünkü rahim dediğimiz şey aslında bu. Aynı kadınlık gibi, bir çiçek gibi. Hani böyle kendini rahat bırakıp açmalı ki esansı yayılsın, kokusu yayılsın etrafa. O yüzden bu seramoniyle birlikte kadınların mesela rahimleriyle ilişkisi daha kolaylaşıyor. Regli döngüleriyle ilişkisi daha da kolaylaşıyor. Çünkü bunda utanılacak bir şey yok. “Ayy regl oldum, sokağa çıkmıyayım.” Bunların zaten farklı bir kodlaması var. Aslında kadının regl olduğu dönem, psişik olarak en güçlü olduğu dönem. Manevi gücünün en yoğun olduğu dönemlerden biri. O yüzden bu süreci onurlandırdıktan sonra artık regle eskisi gibi bakamıyorsun. Tabii ki regl ağrısı duymaktan, belki PMS ağrısı çekmekten rahatsız oluyor olabilirsin. Bedenin orada da sana söylemek istediği belki bir şey var.  Ama en azından şu değil. “Kirliyim bugün.” inancıyla kalkmıyorsun sabah yataktan.

  1. Günümüzde pek çok kadın regl döneminde ağrı çekebiliyor. Regl ile ilgili sahip olduğumuz inançlar, bu ağrılara sebebiyet vermiş olabilir mi? “İlk Regl Kutlaması” ile bu ağrılar ortadan kalkabilir mi?

Evet, bunu çemberde deneyen arkadaşlarımız oldu. Birincisi regl ağrısı dediğimiz şey şu. Bir taraftan günlük koşturma içerisinde birçok kadın, eğer farklı bir bilinçle bakmadığı takdirde, regli yaşamdan kısıtlanma olarak görebiliyor. Çünkü iş yerinde ağrı çekebiliyorsun, performansın düşüyor. Denize, havuza gidemiyorsun. İşte kıyafet renkleri değişebiliyor. Bir kısıtlama olarak gördüğü için aslında, o günün gelmesini içten içe istemiyor olabilir. Aslında bu senin sağlıklı bir kadın döngüsünde olduğunu gösteriyor. Sen ona “Git, git.” dedikçe, o da sana “Ben burdayım, burdayım.” diye ağrı hissettiriyor beden sana. Yani aslında o senin orada kadınlığına ve kadınlığının doğal bir sonucu olan döngüne olan direncinden çektiğin bir ağrı olabilir. Tabii ki bu hormonel durumları dışarıda bırakıyorum. Tıbbi olarak tedavi ve ilgi gösterilmesi gereken durumları dışarıda bırakıyorum. Ama mesela kadın doktor arkadaşlarımızın paylaştığı bilgilere göre, sebepsiz hiçbir tıbbi veya hormonel nedeni yokken de çok ağrı çeken kadınlar varmış. Bu tamemen işte görmek istemediğin yere sen direnç gösteriyorsun, o da ekstra sana “Ben burdayım, ben burdayım.” diye sinyalleri arttırıyor. Onun yerine belki de günlük akışta kendimize ufacık bir zaman ayırsak, bir parça. “Evet ya, sen burdasın, hoş geldin!” diyebilsek. Gördüğümüzde “Öff yine mi regl!” dememek bile, bu bile hayatta yaşam alanı, bir rahatlama sağlıyor. Tabii bunun yanında içsel hediyeleri de kişiden kişiye değişebiliyor. Zamanla açılıyor o hediyeler.

  1. Kadınlığımızın hangi evresinde olursak olalım, her kadın bu seramoniye katılabiliyormuş. Reglisi yeni başlayanlar da, onunla vedalaşmış kadınlar da kendine bu töreni hediye edebilir diye belirtmişsin davetinde. Zaten uzun zamandır regl olan veya regliyle vedalaşmış olan bir kadın kendine neden böyle bir kutlama yapsın?

Bence her kadının içinde böyle bir kutlama, ona özel bir gün, onun kadınlığının kutlandığı bir günün özlemi var. Çemberde bulunan kadınlardan deneyimlediğim kadarıyla, herkes aslında böyle bir kutlamayı içten içe istiyor ama nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. O kadar hatırlanmıyor ki; çok anne soyundaki, gerideki bir ritüel. Ama genetik kodlamalarımız bunun çok doğal bir kutlama olduğunu biliyor ve çok kolay adapte olabiliyoruz bu yüzden. 10 yıldır regl gören bir kadın ya da 3 yıl önce reglisiyle vedalaşmış bir kadın da olabilir bu. Kadınlığımızın hangi evresinde olursak olalım biz burada, ilk etapta kadınlığımızı görmezden gelmeyi bırakıyoruz. Çünkü regl, kadınlığımızın en bariz fiziki sembollerinden bir tanesi. Yani onu görmezden gelmek, zaten kadınlığını bir nevi görmek istememek. Çünkü bu bize özel, erkeklerde yok, tamamen Yaradan’ın bize verdiği bir özellik. 10 yıl geçse de onu görmemeyi seçiyor olabilirsin. 10 yıldır regl görüyorsun diye, regl gördüğünün bilincinde olduğun anlamına gelmiyor. Ya da onun nasıl bir kıymetli, özel bir hediye olduğunu bildiğin anlamına gelmiyor. Ya da diyelim ki üç yıl önce reglinle vedalaştın. Acaba onu nasıl bıraktın, nasıl onurlandırdın, o döngüyü nasıl kapattın da yeni, reglinden bağımsız olan döngüne nasıl başladın? Yani çünkü kapattığın şey, yani ayrılıklarda da, ayrıldığın andaki kapanış yeni başlangıcını etkiliyor ya psikolojik olarak. Sen o reglinle nasıl vedalaştın da, yeni döngüye nasıl başladın? Gerçekten onurlandırıp hakkını verip “Evet, ben şimdi yeniye açılmaya hazırım, evet şimdi bu adımı atıyorum, hayatımın artık bu evresindeyim, bu evresinin hediyelerini kabul etmeye hazırım.” diyerek mi başladın? Yoksa doktor bey ya da doktor hanım “Evet, artık regl olmayacaksınız, menapoza girdiniz.” deyip kabullendin mi? Niye o sıcaklar sana basıyor? Niye bedenin menapozu doğal bir süreç olarak kabul edemiyor? Hani ateşleniyormuş gibi oluyor. Acaba bedeninde düşünce virüsü dolaşıyor olabilir mi menapozla ilgili? Ya da bıraktığın regl ile ilgili. Ya da bizim toplumumuzda şu da yaralardan bir tanesi. Artık reglin kesildiği zaman doğurganlık bitiyor, bir nevi kadınlık rafa kalkıyor gibi bir şey oluyor. Doğurganlık eşittir kadınlık. Kadınlık eşittir doğurganlık gibi bir denklem geçerli. Ben biliyorum ki, mesela menapozda dışarı yansıtamayıp kadınlıktaki doğurganlığı elinden alındığı için, bir şekilde toplum tarafından ağır depresyonlara sürüklenmiş insanlar var. Bunu kabullenemeyen. Çünkü doğurganlık gidince elinden, başka nasıl bir kadınlık özelliği olduğunu bilmeyen, kadınlığın başka bir veçhesini bilmeyen kadınlar var. Bu çok normal. Çünkü her şey dediği şey de elinden alınınca ortada bir boşluk kalıyor. O yüzden o süreçte zorlanan kadınlar da, ben istiyorum ki, gelsinler, o veda ettikleri şeye dönüp bir baksınlar, ne kattıysa hayatına o veda ettiği şey, “Tamam, çok teşekkür ederim ama artık yüzümü bu tarafa dönüyorum ve bu tarafın, bu yolun çiçeklerini, bu sokağın çiçeklerini görmeye hazırım.” desinler. Öndeki çiçekleri de göremiyorlar, gerideki çiçekleri de koklayamıyorlar. Hayat böyle devam ediyor.

  1. Tanıtımlarında “Menarş seramonileri bu topraklara geri dönüyor!” diyorsun. Yaşadığımız coğrafyada eskiden kadınlar böyle kutlamalar yapar mıymış?

Anadolu’da anaerkil yaşamın sürdüğü zamanlarda; 5000 yıl önce ataerkil sistemin başlamadan önceki zamanlarda, daha çok kadının onurlandırıldığı ve kadınlık gücünün toplumda bir saygı gördüğü, bu güç dediğim ama fiziki bir güç olarak değil de, kadınlık veçhelerinin, şifacı taraf olur, feminen taraf, yumuşak taraf olur, bunların da onurlandırıldığı, yaşamda bunlara da gereksinim olduğunun bilindiği ve bu bilgelikle yaşandığı topluluklarda  vardı. Çatalhöyük’te, Göbeklitepe’de, bizim topraklarımızda da eskiden bu ritüeller yapılırdı. Çünkü ben de mesela hiçbir yerden okumadan bunu hatırladım. Yani bir kitaptan okuyup, bir kursa gidip hatırlamadım. Hatırladığım şey o kadar gönlüme siniyordu ki, demek ki genetikte bir kodlamayla buraya getirdiğimi düşünüyorum. Hepimizde de bu kodun hala var olduğunu düşünüyorum. Yazılımımızın bir noktasında, hani bilgisayarın en unutulan köşesinde belki bu kodlamanın olduğunu düşünüyorum. Ama tabii diğer sürekli ataerkil kodlamalar yerleştiği için biz o alttakine temas edemiyoruz, hissedemiyoruz onu. Diğer kodlamalardan çevremizi arındırıyoruz, diğer anaerkilin, o dengedeki o toplumun çıktığı kodlamaları geri hatırlıyoruz. Onun dışında başka topluluklarda da benzer seramoniler var. Diyelim ki ben bir eşik eşliğinde yapıyorum. Başka biri bunu mesela denize atlamak olarak yapıyor. Başka topluluklarda mesela kabile toplanıyor ve ateş yakılıp belki dolunay günü, birlikte danslar edilip o kişinin adı söyleniyor, ona özel şarkılar söyleniyor. O yüzden coğrafyanın da kendi özelliklerine göre, daha açık alanda yaşayan bir coğrafyaysa ona göre ritüeller düzenleniyor. Daha denizle iç içe olan bir coğrafyaysa ona göre ritüeller düzenlenebiliyor. Ama ritüellerin olmazsa olmaz bir parçası, anne soyunun temsili olarak eşlik etmesi ve diğer kadınların o geçişi onurlandırıp “Artık sen aramızdasın.” demesi. Önden gidenler yolu açıyor. Arkadan gelenler de onların bilgeliğinde kendi yolunu buluyor. Aynı yolu yürümek zorunda değiliz ama bizden önce yürüyenler bu yolu, aynı zamanda dişilik yolunu da, dişil enerjinin bu topraklarda tekrar uyanışına öncülük edenler bize yolu açıyor. Biz de kendi yolumuzda, kendi içselliğimizde kendi armağanlarımızla beraber bu yolu yürüyoruz. Yan yana yürüyoruz ama tek başımıza yürüyoruz yolu. Ama yine de yan yana yürüyüp desteklenmek çok güzel.

  1. Eskiden bu topraklarda var olan bu kutlamaları zamanla nasıl unuttuk?

Popüler dediğimiz zaman, belki de 5000 yıl önce yaklaşık. O yüzden çok kolay hatırlamamamız çok normal. Anaerkilin yaklaşık olarak yeryüzünde canlı olduğu dönemler son 5000 yıl öncesine dayanıyor. Bunun yanında mesela red tent’ler vardı. Oraya erkekler giremezdi. Orada kadınlar yeni regl olan genç kızlara, kadınlara kendi ritüellerini, öğretilerini öğretirdi. Onların kendi özel alanıydı. Bu red tent’ler bazen bir kırmızı çadır oluyordu, bazen bir piknik örtüsü oluyordu. Önemli olan birbirimizi aşağı çekmediğimiz zamanlar olmasıydı. Yani ben şimdi bu bilgiyi paylaşırsam “Aman o benim yerime alır mı?” demediğimiz zamanlardı. Vermeye gönüllü olduğumuz, almayı da çok kolay yaptığımız zamanlardı. İçsel hesapların belki de genetiğimize kodlanmadığı zamanlardı. Rekabetin olmadığı zamanlardı. Bu yüzden onlara erişebilmek için o egosal kimliklerin de biraz farkında olmamız lazım. Yani kadınla rekabet ettiğimiz yer neresi, güç savaşına girdiğimiz yerler neresi, başka bir kadını bilerek veya bilmeyerek belki de egosal bir dürtüyle aşağı çektiğimiz yerler neresi hayatta? Bunlara karşı da biraz uyanık olmak lazım. Çünkü gördük ki, bir olmadıktan sonra dünya annede bile var olamayacağız. Dünya anne bizsiz var olabilir ama biz onsuz var olamayacağız. Biz burada o eşiği geçerek belki de bilinçli bir hayatı seçiyoruz. Kadın olarak bilinçli bir hayatı seçiyoruz. Başka bir insanı aşağı çekmemeyi, bilerek belki ona zarar vermemeyi, onunla kendimizi kıyaslamamayı, eşsizliğimizi. “Ben de eşsizim, ben de özelim, herkes özel, herkes bir.” diyebilmeyi.

  1. Yaklaşan bir “Kırmızı Seramoni”n de var. Embriyo Akademi’de 11 Ağustos’ta “İlk Regl Kutlaması” ritüelini kadınlarla paylaşacaksın. İlgi duyan, orada olmak isteyen kadınlar için biraz bilgi paylaşır mısın?

11 Ağustos’ta tekrar çemberi Embriyo Akademi’de açacağım. Embriyo Akademi çok merkezi bir yerde. Sahibi de bu dişi bilgeliği kendi yoluna katmış, feminen enerjiyi kendince özümsemiş, farkında olan çok tatlı bir sahibesi var. Hümeyra. Hümeyra’ya bu fikri götürdüğümde beni çok destekledi. “Tamam.” dedi, “Hemen yapalım.” Bunun için çok heyecanlanıyorum. Çünkü senin aslında kalbini doyuran şeyi karşı tarafın hissetmesi çok önemli. Ben birçok şey hissediyor olabilirim bu seramoni ile ilgili ama esas istediğim şey, onu size de hissettirebilmek. Size de geçirebilmek. O zaman işte kalplerimiz rezone oluyor, o zaman işte tuttuğumuz alan da daha güçlü oluyor. Kalpten kalbe bir iletişimimiz oluyor. Belki bir sonraki adımda rahimden rahime bir iletişim. Ama ilk etapta kalp açıklığı. Böyle alanlara açık bir kalple gelmek oradaki şifayı ve hediyeleri alabilmek için önemli. Daha dolu bir kapla gelirsek maalesef orada akana, orada oluşan şeye yerimiz yok. Yerimiz olmayınca nereye gidersek gidelim alamıyoruz. Önce o kalp açıklığını, en azından kendi kendimize vermemiz lazım girdiğimiz alanlarda. Bu yüzden Embriyo Akademi’de olduğumdan dolayı çok mutluyum. Ve gönlümden geçen her ay düzenli şekilde bunu yapmak. Hatta başka şehirlerde de bunu yapmak. Eğer davet gelirse o taraflara da gitmek istiyorum. O yüzden 11 Ağustos’ta kadınlığı ile ilgili bambaşka bir kapıya açılmak isteyen, o kapının böyle kolunda duran ama emin olamayan ya da bir kapının varlığını hisseden ama ne olduğunu tam adlandıramayan, oradan tek geçmekten şu anda korkan, ki korku çok normal bir şey yeni süreçlerde, yeni döngülerde, gelin birlikte geçelim, gelin birlikte atlayalım diyorum o eşikten. Yeni bir döngüye ister zıplayarak, ister daha böyle gülerek kahkahayla, ister ağlayarak her neyiniz varsa şu anda mevcutta, şu anda kabınızda her ne varsa, onu alıp gelin beraber yeni bir döngüye başlayalım.

YORUM EKLE