Bence bir insanın hayatındaki en zor şey; kendi merkezinde kalabilmesi, hayata kendi merkezinden katılabilmesi. Hayatta kontrol edemeyeceğimiz pek çok olay gerçekleşiyor. İnsanların bize karşı davranışlarını, sözlerini, çevremizde yaşanan ekonomik veya siyasi diğer pek çok etmeni kontrol edemiyoruz. İşte böyle durumlarda biz de kendimizi olaylara, yaşananlara kaptırdığımızda rüzgar nereye eserse biz de oraya savruluyoruz.


Duygularımızın esiri oluyoruz. Yaşananlara dışarıdan bakamıyoruz, karar vermekte güçlük çekiyoruz. Kendimizden, öz benliğimizden uzaklaşıyoruz. Zaman zaman kayboluyoruz, kendimizi “Hayatta yapmam!” diyeceğimiz şeyleri yaparken buluyoruz. Seçimlerimizi bu etkiler altında yaparken yolumuzdan sapıyoruz, hayallerimizi terk ediyoruz, değerlerimizden ödün veriyoruz. Geriye artık belki de bir “ben” kalmıyor, tutunacak bir dal arıyoruz. Bir yol gösterici, bir ışık, belki de bir kurtarıcı… 


Oysaki böyle durumlarda, hayat kendi bildiğince akarken biz sakinliğimizi muhafaza edebilsek, içimize dönebilsek ve kendimizde, yani merkezimizde kalabilsek… İşte o zaman rüzgarın bizi götürdüğü yöne doğru değil, kendimize doğru gideriz. Etrafımızda her şey olup biterken, kıyametler koparken, soğuk rüzgarlar eserken, belki de fırtınalar koparken kendimize dönsek ve kendimize tutunsak… 


Hayatta yaslanacağımız tek kişi aslında kendimiziz. Başkalarına yaslandığımız durumda, o başkası hayatımızdan çekildiği anda düşeriz. Hep kendimize yaslandığımızda, dayanağımız kendimiz olduğunda ise düşmeyiz, dimdik dururuz. Etrafımızda kopan o kıyametlerden, esen soğuk rüzgarlardan etkilenmeyiz. 


İşte kendi merkezinde kalmak demek; kendine dayanmak, kendine yaslanmak demek. Hayat sana ne getirirse getirsin veya senden ne götürürse götürsün bir çınar gibi dimdik durabilmek, etkilenmemek demek. Etkilenmemek derken duygularını yaşamamak demek değil niyetim. Duygularına her daim izin vermek ama kılavuzunun da her daim kendin olduğunu bilmek demek. 


Kılavuzunun kendin olması… Kendi değerlerine, inançlarına, hayallerine sahip çıkmak; yani kendine sahip çıkmak demek. Kim ne derse desin hayallerinden, inançlarından, değerlerinden ödün vermemek demek. Ve bu aslında o kadar zor bir şey ki… Çevrende seni etkileyen pek çok faktör varken, bazen olaylar çığrından çıkmışken ya da diğer insanlarla etkileşim halindeyken kendinden ödün vermemek, her daim hayallerinin, inançlarının, değerlerinin farkında olmak… 


Günlük yaşamımızda ise bazen sevilmek, bazen onaylanmak, bazen korkularımızdan dolayı kendimizden ödün veriyoruz. Kim olduğumuzu ve kim olmak istediğimizi unutuyoruz. Oysaki olaylar cereyan ederken yavaşlasak, sessizce içimize dönsek ve sakinliğimizi muhafaza edebilsek… Hem kendimize, hem olaylara kuşbakışı bir bakış açısı geliştirip yukarıdan bakabilsek… Büyük resmi tarafsız bir gözle görebilsek... Kendi hayallerimizi, değerlerimizi, inançlarımızı ve kendi yolumuzu hatırlasak… İşte o zaman kendi benliğimize bağlanır, böylece dış koşullardan çok daha az etkilenebiliriz. O olayla ilgili vereceğimiz kararları da, herkesin en yüksek hayrına olacak şekilde alabiliriz. 


Kendi merkezinde kalabilmek zor zanaat… İlk önce sakinleşebilmeyi, tüm endişe, korku, şüphe gibi duygulardan sıyrılıp tarafsız olabilmeyi ve kalbimizin en derin arzusunu duyabilmeyi gerektiriyor. Sonra olaylara olabildiğince yukarıdan bakabilmeyi, kendini dışarıdan görebilmeyi de… Sonrasında ise zaten kendi hayallerimizi, değerlerimizi, inançlarımızı hatırlayıp bizim yolumuza uygun olanı seçmek işten bile değil. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat: Suç teşkil edecek, içerik ve yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.