Kalbinden Yaşayanlar ve Yaşayamayanlar

Bence hayatta insanlar ikiye ayrılıyor. Kalbinden yaşayanlar ve yaşayamayanlar. “Ne kadar da basite indirgedin ve ne büyük bir genelleme yaptın!” demeyin lütfen! Birazdan ne demek istediğimi anlatacağım.

Ben kimim? Bu hayatta beni ne mutlu eder? Duygularım bana ne anlatmak istiyor? Ruhum neyin açlığını çekiyor? Ve ben onu nasıl doyurmalıyım? Kendime dürüst müyüm? Vicdanım rahat mı? Vicdanımı rahatsız eden bir durum karşısında, aslında sırf çıkarım için susuyor muyum; yoksa ayağa kalkıp sesimi çıkarabiliyor muyum? Kendi gerçeğimi olduğu gibi insanlarla paylaşabiliyor muyum? Kendi gerçeğimi paylaşmaktan korkmuyorum ve kendime saygı duyuyor muyum? Hayatım aslında tam da benim istediğim gibi gitmediğinde, onu değiştirme cesareti gösterebiliyor muyum? Yoksa düzenim bozulmasın diye ruhumun emildiği, kendimi yok ettiğim evlilik ve iş yerleri gibi kurumların içinde sıkışıp kalıyor muyum? Sırf düzenim bozulmasın, koltuğumdan olmayayım diye haksızlık karşısında susuyor, gerektiğinde haksızlık mı yapıyorum? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar aslında bizim kalbimizden mi; yoksa kalbimize, ruhumuza, kendi gerçeğimize ihanet edip kendi gerçeğimizden koparak mı yaşadığımızı gösteriyor.

Kalbinden yaşayanlar! Kendi ruhuna, kalbine, kendi gerçeğine sadık kalanlar. Ruhunun onu çağırdığı yöne doğru hayatını yönlendirme cesaretini kendinde bulanlar, bunun için adım atanlar. Kendisi gibi olmaktan korkmayanlar. Kendi duyguları, düşünceleri ve kendi gerçeğini ifade etmek için ayağa kalkıp kendi sesini çıkarabilenler. Haksızlık ve vicdanlarını rahatsız eden bir durum karşısında sinmeyip adalet için savaşanlar. Kendi hayatının sorumluluğunu alanlar. Bahanelere sığınmayıp ruhlarının yer almadığı ilişkileri bitirebilenler.

Kalbinden yaşayamayanlar! Sistemlerin kölesi olanlar, statükoyu devam ettirenler. Ruhları çırpınsa bile düzenleri bozulmasın, hayatları alt üst olmasın diye kendilerini kandırarak içinde bulundukları evliliği, çalıştıkları işi değiştiremeyenler. Kendi gerçekliklerini, ruhlarını görmezden sayanlar. Eleştirilmekten ve ayıplanmaktan korkup kendi gerçeğini ifade edemeyenler, kendilerine bahşedilmiş biricik özü yok sayanlar. Mutsuzluklarıyla başkalarının mutluluğuna dayanamayanlar. Kendi yaşamlarını “Elalem ne der?”e göre şekillendirenler. Hayatta tutunacağı tek dalı koltuğu olduğu için onu bırakmak istemeyenler. Onlara ruhunun gitmesi gereken yolu gösterecek olan duygularıyla bağlantıya geçemeyenler. Duygularından korkanlar. Haksızlık karşısında susanlar.

Bilmiyorum, çok mu keskin bir ayrım yapmış oldum? Hiç gri yok sanki. Ya siyah ya beyaz. Ya iyi ya kötü. Ama bu aralar insanlara böyle bakıyorum. Bu insan kalbinden yaşıyor, bu insan kalbinden yaşamıyor diye. Hayatta her şeyde olduğu gibi, hayatımızın belli noktalarında kalbimizden yaşıyor, belli noktalarında yaşayamıyoruzdur belki de. Ama amaç tümüyle kalpten yaşamak olmalı bence. Ruhumuza ve kendimize saygı duyarak. Bu yönde yapacağımız değişimler için adım atma cesaretini kendimizde bularak. Diğer türlü, ya kendimize gölge hayatlar yaratıp bölünmüş iki karakterimizle kıvranarak yaşamaya devam ederiz ya da ruhumuzu yaşarken öldürürüz. Bu yüzden ruhunun yönlendirdiği yere gitme, hayatını böyle yönlendirme cesaretini kendinde bulan insanların önünde saygıyla eğiliyorum.

Bu yazıyı neden yazıyorum? Kalbimden yaşamayı unuttuğum her gün, açıp okuyup bana da bir uyarı olsun diye. Cesaretim kaybolduğunda ve belki de korktuğumda gücün bende olduğunu kendime hatırlatayım diye. Kalbimden yaşayamadığım her gün kendimi öldürdüğümü unutmayayım diye. Kalbinden yaşayamadıkları için sizi kendi karanlıklarına çekmek isteyenlere “Hayır” diyebilme gücünü kendimde bulabileyim diye. Bugünden itibaren her gün, kendime ve kalbime sadık kalıp başım dik olarak, gücümde durarak yolumda korkusuzca ve kendime saygı duyarak ilerleyebileyim diye.

YORUM EKLE