Hepimiz çıplak bir bebek olarak dünyaya geliyoruz, sadece bize bahşedilmiş özümüzle beraber. Önceden seçme şansımızın olmadığı belli bir ailenin, sosyal çevrenin ve toplumun içine doğuyoruz. O ailenin bize öğrettikleri, sosyal çevrenin dayattıkları ve toplumun bizden beklentileri değerlerimiz, hayallerimiz, gerçekliğimiz oluyor. Sarıyor dört bir yanımızı, özümüzün üzeri adeta kabuk bağlıyor.

O aile, sosyal çevre ve toplum ne dayatıyorsa biz biraz o olmaya başlıyoruz. Belirli okullara gitmemiz, belli bir işe girmemiz isteniyor. Ardından evlenmemiz ve çocuk yapmamız bekleniyor. Bu istekler ve beklentiler hiç bitmiyor… Girdiğimiz her yeni ortamla bu kabuğun kalınlığı artıyor. Yeni bir işe başlıyoruz örneğin. Bizden belirli davranış kalıplarıyla hareket etmemiz, kıyafet yönetmeliğine göre giyinmemiz bekleniyor.

N’oluyor? Ailemizin, çevremizin bize empoze ettiği değer ve beklentilerden oluşan, özümüzün etrafındaki bu kabuk giderek kalınlaşıyor. Yaşadığımız bazı deneyimlerle ikna olduğumuz, kendimize ait inançlarımızla biz de bu kabuğu kalınlaştırıyoruz. Çünkü kabuğun bizi koruyacağını düşünüyoruz. Oysaki yanıldık! Kabuk bizim özümüze ulaşmamızı engelliyor. Bizi tek ve biricik yapan o öze.

Bu yüzden kabuğu kırmak gerek! Bizi kendimiz olmaktan alıkoyan tüm kabukları tek tek soymak… İşte böylelikle hayatımızın amacını bulabiliriz. Bu kendimize karşı acımasızca dürüst olmayı gerektiriyor. Kendimizi bir sorgu odasına almalıyız! Ben gerçekten yaşadığım bu hayatı yaşamak istiyor muyum yoksa bunu başkaları için ya da aile, toplum, arkadaş baskısı yüzünden mi istiyorum?

Yaptığım seçimlerin ne kadarını kalpten yapıyorum? Belirli bir isteğim benim özümden mi geliyor yoksa kendimi korumak adına mı bunu istiyorum? Yaşadığım her anda karşıma ne gelirse Eda olarak mı davranıyorum yoksa benden davranılmasının beklendiği şekilde mi? Daha da önemlisi kalbimin istediği şey ne? Yaşadığım hayat özüme uyan gerçek hayatım mı yoksa ego tabanlı yaptığım seçimlerin sonucu yaşadığım bir hayat mı? Sorgulama giderek uzuyor…

Gerekli hayat değişikliklerini yapmaktan korktuğumuz için duygularımızı görmezden geliyoruz, kendimize ve çevremize iki yüzlü davranıyoruz. Büyüklerimizden öğrendiğimiz maddi ve manevi güvence yollarına, kendimizi hapsettiğimiz emniyetli yaşamlara tutunuyoruz. Sorgulamaktan ve işe yaramayanları hayatımızdan atmaktan korkuyoruz. 

Oysa gerçekte ne hissettiğimize ve ne istediğimize önem verip saygı gösterdiğimizde ve kendimize dürüst olduğumuzda hayatımızın amacına adım adım yaklaşacağız. Bunun için kendi kalbimizi, yüreğimizi gerçekten dinleyip onurlandırmamız gerekiyor. Bu çok büyük bir cesaret gerektiriyor. Ama esas gücümüz orada yatıyor. Bu yüzden kabuğu kırmak ve öze ulaşmak gerek!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat: Suç teşkil edecek, içerik ve yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.