Geçen hafta Pazar günü, hiç planımda yokken kendimi Balat sokaklarını dolaşırken buldum. Arkadaşımla Sarıyer tarafında mı vakit geçirsek yoksa Sultanahmet’in tarih kokan sokaklarında mı diye düşünürken, arabanın yönünü Sultanahmet’e doğru kırdık. Balat’tan geçerken, yol kenarındaki geçmişin ruhunu yansıtan yeni nesil cafeler dikkatimizi çekti, arabayı hemen Balat’ın dik ve dar sokaklarından birine park ettik. 


Kendimizi sokaktan yokuş aşağı saldığımızda ise ilk fark ettiğimiz rengarenk, biraz bakımsız cumbalı evler ve iki ev arasında gerilen ipe serilmiş çamaşırlar oldu. Öyle naif bir görüntü… Sokaklar arasında dolaştıkça eski ile yeninin, tarih ile modernleşmenin, mahalle yaşamı ile turistik atmosferin, camii ile sinagog ve kilisenin, Müslüman ile Musevi ve Hristiyan’ın, Bizans ile Osmanlı’nın birleşmesine şahitlik ettik. Tam bir kültür mozaiği Balat. 

1960’lı yıllara dek gayrimüslim insanlarla Müslümanların ibadet hariç her şeyi paylaştığı bir semt olmuş. Akşamları sokaklarda çayların içildiği, kapı komşunun aileden biri sayıldığı, sokaklarda çocukların oynadığı, mahalle sıcaklığını hissedebildiğiniz bir semtmiş Balat. 1960’lı yıllarda ise Rumların ülkeden ayrılmasıyla öteki kentlerden ve kırsal kesimden göçen bir nüfus yerleşiyor Balat’a ve Fener’e. Şu an nüfusun %56-58’ini Batı Karadeniz’den gelenler oluşturuyor. Geçmişteki etnik çeşitlilik biraz değişiyor. 


Geçmişe baktığımızda ise Balat Osmanlı Dönemi’nde Musevilerin, Fener ise Rumların yaşadığı semtler. Fener-Rum Patrikhanesi’nden dolayı Bizans Dönemi’nden beri Rumların yoğun olduğu bir bölge Fener. İstanbul’un fethinden sonra ise kente getirilen Makedonya Musevileri ile 1492 yılında İspanya’da Engizisyon’dan kaçan Museviler Balat’a yerleştiriliyor. Bizans Dönemi’nden beri burada zaten bir Musevi topluluğu olduğu için, yeni gelenler için de Balat tercih ediliyor. Yüzlerce yıl Müslüman, Hristiyan ve Museviler bu semtte birlikte yaşıyorlar. Bu yüzden Balat ve Fener sokaklarında dolaşırken camii, kilise ve sinagogu aynı fotoğraf karesi içine almak işten bile değil.  


Makedonya’nın Ohri kentinden gelen Musevilerin 15. Yüzyılda yaptırdığı Ahrida Sinagogu, Mimar Sinan’ın eseri olan Ferruh Kethüda Camii ve bir Rum-Ortodoks kilisesi olan ama 1629’da Ermenilere devredilen Surp Hıreşdagabed Kilisesi bu kozmopolit yapıya tanıklık etmek için mutlaka görülmesi gereken eserlerden. Balat’ta bulunan Fener-Rum Patrikhanesi’nin ise, bugünkü Ortodoks kiliselerinin çoğunun ana kilisesi olması nedeniyle Ortodoks’lukta özel bir yeri bulunuyor. Bu yüzden eğer daha tarih odaklı bir gezi yapmak isterseniz bu dört mimari yapı, Bizans ve Osmanlı dönemlerini oldukça iyi yansıtacaktır.  

Fener Rum Erkek Lisesi ise dik bir yokuşun üzerinde bulunuyor ve mimari yapısıyla halen ilk günkü görkemini koruyor. 1454 yılında Fransa’dan getirtilen kırmızı tuğlalarla inşa edilen okul, mimari yapısıyla ve ihtişamıyla insanı büyülüyor. Okulun tam arkasında ise 1844 yılında Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi’sinin eğitimi amacıyla inşa edilmiş Mesenevihane bulunuyor. Biraz uzaktan manzaraya baktığımızda, Fener Rum Erkek Lisesi’nin kubbesiyle Mesnevihane’nin mimarisi, adeta bir hoşgörü tablosu çiziyor. 


Liseye çıktığımız yokuşun paralelinden Balat’ın işlek sokaklarına doğru inmeye başladığımızda, Musevilerin genelde üç katlı, ön cephesi dar, cumbalı evleri ile dik merdivenler bizi karşılıyor. Duvarlarda grafittiler ve Balat gençliğinin en derin duygularını yansıtan özlü sözler… Tam karşımızda ise Boğaz ve Galata Kulesi… Merdivenlerin yanında bitmiş incir ağaçlarının mis gibi kokusunu içimize çekerek merdivenlerden iniyoruz. Tam o sırada bir incir ağacının dibine açılmış, İncir Ağacı Kahvesi isimli cafeye denk geliyoruz. Bir çay içmek için güzel bir nokta olduğuna karar verip incir ağacının altındaki bir masaya oturuyoruz. Huzur veren bir mekan. Duvarlarında Sadri Alışık, Türkan Şoray fotoğrafları. Çalan müzikler Yeşilçam filmlerine ait. Kitabınızı alıp sakin vakit geçirmek için birebir.  


İncir Ağacı Kahvesi’nden kalkıp biraz daha aşağı indiğimizde Balat’ın en işlek sokaklarından birine varıyoruz. Cafelerin, antikacıların, sanat atölyelerinin ve vintage dükkanların bulunduğu bir sokaktayız. Oldukça turistik bu tablonun yanında, semt halkının ihtiyaçlarını giderecek şekilde manavı, bakkalı, kasabı da aynı sokakta görüyoruz. Hepsi içe içe. Biraz sokağı ve insanları izlemek üzere Şehrengiz Cafe’ye oturuyoruz. Profesyonel fotoğraf makinesini kapan gelmiş, herkes fotoğraf çekme derdinde. Balat’ı ziyarete gelenler de, Balat’ın hoşgörü ruhuna sahip insanlar olmalı ki; pek çok açık ve kapalı kız arkadaş grubunun beraber gezdiğini gözlemliyoruz.  

Balat’ta yapılacaklar bitmez! Biz gezimizi burada noktalarken, hiç planda yokken ilk kez gittiğim Balat’ın, bir güne sığmayacak kadar çok zenginliğe sahip olduğunu fark ediyorum. Daha tarih odaklı bir tur yapmak, aklımda kalan birkaç cafeyi de deneyimlemek için tekrar gideceğim. Eski İstanbul’u solumak, mahalle yaşantısına eşlik etmek, kültürler arası çeşitliliği görmek için Fener-Balat hattı bulunmaz bir hazine! Bir gün ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederim. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat: Suç teşkil edecek, içerik ve yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mine 2017-08-09 16:14:30

Fener Rum Erkek Lisesi insasi sirasinda kullaniln taslarinin rengi dolayisiyle Kirmizi Okul diye de anilir. Insasi yazildigi gibi 1454 degil 1881 yilindadir

Avatar
Yildiz 2017-08-09 16:21:18

Balat'in Kudus ile baglantisini pek anliyamadim.