Merak etmeyin! Bekar biri olarak, boyumdan büyük işlere kalkışıp ne evliliğin sırrını verecek ne de mutlu bir evliliğin nasıl yaratılacağına dair ahkam keseceğim. Ama bunu benim yerime, Amerika’da bir dönem “marriage whisperer” (evlilik sırrının sahibi) olarak anılan Dr. Harville Hendrix yapabilir. Hendrix, “bilinçdışı evlilik” kavramı ve Imago Terapi Tekniği’nin geliştiricilerinden. Doktorasını Chicago Üniversitesi’nde Psikoloji üzerine yapmış, ilişkiler ve ebeveynlik üzerine 11 kitap çıkarmış. Dünyanın en çok seyredilen talk show’u Oprah Winfrey’e 16 defa katılmış ve bütün dünyaya buradan Imago felsefesini anlatmış.

Dr. Hendrix’e göre, öncelikle bilinçdışı aklın eş seçme işlevini anlamamız gerekiyor. Bilinçli aklımız bizim bilinçli, uyanık ve gündelik ortamımızla irtibat halinde olan yanımız. Karar veren, düşünen, inceleyen, planlayan… Bilinçdışı aklımızın başlıca ilgi alanı ise nefsimizi korumak. İlk çağlardan beri sorulan, o bildik soruyu soruyor: “Güvende miyim?” Bilinçdışı aklımızda bugün, yarın ve dün yok. Yaşanmış olan her şey hala yaşanmakta. Daha net olması adına bilinçdışı aklımızı şöyle örnekleyebiliriz: Bir an için, prestijli bir şirkette avukat olarak çalışan, 35 yaşında bir kadın olduğunuzu hayal edin. Çalışırken sıcak ve sevecen duygularla eşinizi aramaya karar veriyorsunuz ama ona bir türlü ulaşamıyorsunuz.

Sevgi doludüşüncelerinizin yerini bir anda kaygı alıyor: “Kocam nerede?” Mantığınız onun bir müşteri görüşmesinde olabileceğini söylese de, diğer yanınız kendinizi terk edilmiş hissediyor. Artık kültürlü ve yetenekli bir kadın olmanıza rağmen; o an kocanıza ulaşamadınız diye, kendinizi çocukken annenizin sizi
bütün gün bakıcıya bıraktığı günlerdeki gibi zayıf hissediyorsunuz. Bilinçdışı aklınız geçmişe ait bir bakış açısına kilitleniyor.İşte bilinçdışı aklımız, eşimizi seçerken de devreye giriyor ve çocukluk ortamımızı yeniden yaratmaya çalışıyor. Eşimizi seçerken aradığımız şey, bizi yetiştiren insanların baskın kişilik özellikleri oluyor. Bilinçdışı aklın geçmişi yeniden canlandırmaya çalışmasının altında yatan neden, çocukluk yaralarının iyileşmesi için zorunlu bir gereksinim. Eşimize aşık olmamızın nihai sebebi onun genç ve güzel, etkileyici bir mesleğe sahip olması ya da karakteri değil. Aşık oluyoruz çünkü bilinçdışı aklımız, çocukluğumuzda yaşadığımız ruhsal ve duygusal hasarı tamir edecek ideal adayı sonunda bulduğuna inanıyor. Kendimize eş olarak seçtiğimiz bu insanlar, bizi yetiştiren bireylerin olumlu ve olumsuz özelliklerini taşıyorlar. Bir ilişkiye girerken, eşimizin ebeveynlerimize vekalet edeceğini ve bize çocukken yoksun bırakıldığımız şeyleri sağlayacaklarını varsayıyoruz. İyileşmemiz için yapmamız gereken tek şeyin, yakın ve sağlam bir ilişki kurmak olduğunu sanıyoruz.

Bir süre sonra kurduğumuz stratejinin işlemediğini, aşık olmamıza rağmen kendimizi tamamlanmış hissetmediğimizi görüyoruz. Eşlerimizin bizim ihtiyaçlarımızı bile bile karşılamadıklarını düşünerek, planımızın işe yaramamasını buna bağlıyoruz. Bu bizi kızdırıyor ve böylece eşlerimizin olumsuz yanlarını görmeye başlıyoruz. Sonra da kendi yadsınmış olumsuz özelliklerimizi onların üzerine yansıtarak, sorunu daha da büyütüyoruz. Şartlar kötüleştikçe de, eşlerimizi gereksinimlerimize yanıt vermeye zorlamanın en etkili yolunun, beşiğimizde yatarken yaptığımız gibi, mümkün olduğunca sevimsiz ve rahatsız edici
davranmak olduğuna karar veriyoruz. Yeterince uzun süre yüksek sesle haykırdığımız taktirde, eşlerimizin gelip bizi kurtaracaklarını sanıyoruz.
;
Hendrix’e göre; bilinçdışı aklın güvende olmak, iyileşmek ve tamamlanmak gibi başlıca dürtülerinin bilincine vararak ve bilinçli aklımızı devreye sokarak bilinçli bir evlilik yaratabiliriz. Bunun için Imago İlişki Terapisi’ni yaratan Hendrix, bu terapi yöntemini bizi ve eşimizi birbirimizin gereksinimlerine dair eğitmek için tasarlamış. Bilinçlendikçe aşk ilişkimizin çocukluk yaralarımızı tedavi etmek gibi gizli bir amacı olduğunu kavrıyoruz.

Tümüyle yüzeysel ihtiyaçlara ve arzulara odaklanmak yerine, onların altında yatan çözülmemiş çocukluk meselelerini görmeyi öğreniyoruz. Bilinçli evliliğe doğru hareket ettiğimizde, eşimize ait gerçekleri görmeye başlıyoruz. Onun bizim kurtarıcımız değil, tıpkı bizim gibi iyileşmeye uğraşan yaralı bir insan olduğunu anlıyoruz. Arzu ve ihtiyaçlarımızı eşimize anlatma konusunda sorumluluğu üzerimize alıyoruz. Eşimizin dilek ve ihtiyaçlarına, kendi dilek ve ihtiyaçlarımıza verdiğimiz değer kadar değer vermeyi öğreniyoruz. Kişiliğimizin karanlık yanını sahipleniyoruz.

Eşimize bağlanmamızın sebeplerinden biri de, bizim kendimizde hissettiğimiz bazı eksikliklerin onda bulunduğunu görmemizdi. Bu yüzden onunla olmak bize aldatıcı bir bütünlük duygusu hissettirmişti. Bilinçli evlilikte bu bütünlük duygusuna tekrar erişmenin tek yolunun, gizli kalan özelliklerimizi kendi içimizde geliştirmemiz olduğunu öğreniyoruz.

Bilinçdışı evlilikte, iyi bir evlilik yapmanın yolunun doğru eşi seçmekten geçtiğine inanmıştık. Bilinçli evlilikte ise, doğru insan olmak zorunda olduğumuzu kavrıyoruz. Aşk ilişkilerine dair daha gerçekçi bir bakış açısı kazandığımızda iyi bir evliliğin sorumluluk, disiplin, değişme ve gelişme azmiyle oluşturulabileceğini görüyoruz. Çünkü Hendrix’e göre evlilik, “çekiciliğin coşkusuyla başlayıp, benlik keşfinin kaya gibi sert gerginliğinden geçerek, kıvrıla kıvrıla giden ruhsal ve duygusal bir yolculuk.” Böylelikle bu ileri bilinç düzeyine ulaşan çiftler, enerjilerini birbirlerinin üzerinden çekerek, dünyanın yaralarını sarmaya yönlendirebilirler. Evliliklerinde yarattıkları sevgi ve iyileştirme kapasitesi, artık başkalarına da ulaşabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat: Suç teşkil edecek, içerik ve yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.