Apiterapi

Apiterapi,  bal arısının başta zehri olmak üzere, diğer ürünlerinin tedavi amaçlı kullanılmasıdır.

Apiterapide kullanılan başlıca ürünler; Bal, polen, propolis, arı sütü, arı ekmeği, balmumu, Larva, Kovan havası ve en önemlisi de arı zehridir. Genellikle nörolojik problemler ve diğer önem arz eden hastalıklarda arı zehri başta olmak üzere destek amaçlı da diğer arı ürünleri kullanılır.

Arı ürünlerinin başta hastalık önleyici yani koruyucu hekimlik özelliklerinin olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında Apiterapi 500 den fazla sağlık probleminde kullanılmaktadır. Bunların başlıcaları; Multipl Skleroz, romatizmalartrit, solunum yolu hastalıkları (Astım ve koah gibi), deri hastalıkları, bağışıklık sistemine bağlı hastalıklar,  kronik ağrılar, kapanmayan yaralar, Enfeksiyon hastalıkları, Mide ülseri ve bazı kanser türlerini söyleyebiliriz.

MS gibi rahatsızlıkların tedavisinde özellikle uzun bir süreç göz önüne alınmalıdır. Hasta ve hasta yakınları bu süreç ile ilgili tedavi öncesi bilinçlendirilmelidir. Beevenom test sonuçları negatif ise tedbirli olmak açısından ilk seans 1 arı ile gerçekleştirilmelidir. Arının canlı iğnesi akupunktur noktası (Bağışıklık sistemi noktası LI11) uygulanabilir. Haftada 2 seans en uygun tedavi yöntemidir. Her seansta hastanın direncine ve psikolojisine bağlı olarak 50 iğneye kadar çıkılabilir. Ancak ortalama seans başına 15-20 arı yeterli olacaktır. Arı iğnesi uygulamasından hemen sonra başta bal olmak üzere polen ve propolis destek olarak verilebilir. Bunun yanında özel yapılmış ve içeriğinde arı zehri olan krem ile sırt bölgesi ve iğnelerin bırakıldığı noktalar kremlenir. Hasta aynı zamanda bu tedavi sürecinde kesinlikle fizyoterapide almalıdır. Macaristan’da 64 yaşında bir MS hastasına 1700 civarında arı 18 ay boyunca uygulanmış ve hasta normal hayatına geri dönmüştür.

Apiterapi merkezleri ABD başta olmak üzere, Kanada, Avrupa ve uzak doğu ülkelerinde yaygıngır. AmericanApiterapy Society (AAS), Amerikan vatandaşlarına kendi kendilerine uygulama yapmaları konusunda kurslar düzenliyor.

Sağlık ile ilgili bütün tedavilerin uzmanlar tarafından uygulanması gerekmektedir. Apiterapi uygulamalarını şartlar ve koşullar, ülkeden ülkeye farklılık gösterse de başta tıp hekimleri,  hemşireler, akupunktur uzmanları yapmaktadır.

Apiterapi ülkemizde sağlık bakanlığı tarafından (Geleneksel tıp uygulamaları içinde) resmi olarak kabul edilmiştir

Dünyada arı sokmasından dolayı her yıl onlarca insan hayatını kaybetmektedir. Bunun başlıca nedeni, kişinin arı zehrine karşı alerjisinin olmasıdır. Arı zehri alerjisi olmayan sağlıklı bir insan 500 arı sokmasına dayanabilir. Alerji her 1000 kişiden 7 sinde mevcuttur (AAS). Doğada yürürken veya bilmeyerek bir arı kolonisinin yanından geçerken arıların saldırısına mazur kalabilirsiniz. Eğer alerjiniz varsa böyle durumlarda mutlaka yanınızda Apipen (kalem iğne) veya Adrenalin iğne ve Antihistamin tablet bulundurmalısınız. Önce iğneyi bulunduğu yerden hemen çıkartmalısınız. İmkan varsa sokulan bölgeye buz uygulamalıdır. Amonyak ta kısmen geçici ağrıyı hafifletecektir. İğneyi uyguladıktan hemen sonra da en yakın sağlık kuruluşuna gidip durumu yetkililere bildirmelisiniz.” EĞER ALERJİNİZ YOKSA ve ARI SİZİ GELİŞİGÜZEL SOKMUŞSA, ŞUNU BİLİN Kİ SİZ ÇOK ŞANSLISINIZ” Vücudunuza bırakmış olduğu zehir sizin sağlığınızın sigortasıdır..

Apiterapi dendiğinde aklımıza ilk gelen Arı zehridir. Bunun yanında Bal, propolis, Arı sütü, Polen, Arı ekmeği, Larva, Bal mumu ve kovan havasıdır. Bununla birlikte bir çok ülkede ölmüş arıların kafaları ve kendileri de bazı tedavilerde kullanılmaktadır.

Arı Zehri; Aslında arı kendini savunmak amaçlı olarak iğnesini düşmanı olarak gördüğü canlının seçilmiş noktasına bırakır. Zehrin % 88 i sudan oluşur. Zehrin içeriğinde 18 den fazla farmakolojik bileşik mevcuttur. Enzimler, proteinler ve peptidler, aminoasidler, glikoz ve früktoz, fosfolipitler, uçucu yağları söyleyebiliriz. Dünya genelinde bölgelere göre ve arı ırklarına göre de zehir kalitesi ve etkileşimi farklılıklar gösterir.Arı zehri nörotoksit zehir bileşikleri sayesinde özellikle Lyme ve sara hastaları üzerinde önemli etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Bugün arı zehri bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmakta ve bu konuda ki bilimsel araştırmalar devam etmektedir. Bunun yanı sıra eklem iltihapları, MS, Nörolojik problemler, Kas hastalıkları, Bazı kanser türleri, Migren ve diğer kronik ağrılar, Sıtma, Bel ve boyun fıtıkları, epilepsi, Kan hastalıkları ve solunum yolu hastalıklarını sıralayabiliriz

Bal; Sofralarımızın vazgeçilmez gıdasıdır bal. Bal vitamin ve mineral kaynağı olup, insanlar için gerçek bir enerji deposudur. Bal aynı zamanda antibakteriyal ve antimikrobiyal özelliğe sahiptir. Balın fayda sağlaması, doğal ortamda kovandan alındıktan sonra işlem görmemesine bağlıdır. Balda yaklaşık 200 değişik madde bulunmaktadır. (White 1979). Balın en önemli özelliği antioksidan içermesidir. Bu yüzden de vücut direncini yükselterek, bağışıklık sistemini güçlendirmesi söz konusudur. Karbonhidrat, Protein, Mineraller,Potasyum, Kalsiyum, Fosfor, Sodyum, Magnezyum, Demir, Çinko, Bakır, Manganez, Vitamin C, Vitamin B1, Vitamin B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6..
Balın tatlı olmasının sebebi içindeki %76 oranındaki doğal şekerdir. Fruktoz, Sakkaroz ve Levuloz (meyve şekeri). Balın % 17 ‘si su ve geri kalan % 7’lik bölümü ise demir, sodyum, kükürt, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum,gümüş, albumin, dekstril, azot, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini ise bu % 7’lik karışım belirler. Biz bunu ancak özel analiz raporlarında görebiliriz.

Propolis; Gerçek bir şifa kaynağından bahsediyoruz. Propolis diğer adıyla arı tutkalı; Arıların kovanlarında hijyeni sağlamaları ve kovanlarını steril etmeleri, açık olan alanları kapatmaları için gerekli bir maddedir onlar için. Aynı zamanda kovanlarına giren yabancı bir canlıyı öldürdükten sonra kovan dışına atmaya güçleri olmuyorsa hemen propolis ile o canlıyı mumyalayıp kendilerini ve kovanlarını koruma altına alırlar. Propolis inanılmaz bir koruyucudur. Eski Yunanca’da Pro (savunma) Polis ise şehir anlamındadır. Bu terimlerden bu maddenin koruyucu etkisini kavramak mümkündür. Hipokrat propolisin deri hastalıkları, ülser ve sindirim sistemi rahatsızlıklarının tedavisinde kullandığını belirtmiştir. Propolis içeriğinde 300 kadar aktif madde içerir. Bu maddelerin çoğunun bir çok kanser li hücre ile mücadele ettiği bulunmuştur. Kanser hücrelerini beslemek için yeni kan damarlarının büyümesini önleme (anti-angiogenesis) etkisi bilimsel kanıtlara dayanmaktadır. Buna ek olarak, propolisin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarının yan etkilerini veya toksisitesini hafiflettiği doğrulanmıştır.

Propolisinantimikrobiyal özellikleri kovanı virüslerden ve bakterilerden korur. Araştırmacılar, propolis ile kaplı kovanlarda yaşayan arıların vücutlarında daha düşük bakteri ve ayrıca daha sessiz bağışıklık sistemleri buldular.

Propolis sadece arılara fayda sağlamaz. Aslında, propolis, 17. yüzyılda Londra’da resmi bir ilaç olarak listelenmiştir.

Arı sütü; İşçi arıların yutak üstü salgı bezlerinden salgıladıkları bir maddedir. Kraliçe arıları ve larvaları beslemek amacıyla üretilir. Arı sütü hafif bej renkli akıcı bir maddedir. Arı sütü hakkında yıllardır binlerce makale yazılmış ve araştırmalar halen devam etmektedir. Arı sütü çiçeklerin polen özlerini ve bir çok vitamin ve minerali içeriğinde barındırır. Arı sütü diğer arı ürünleri gibi antibakteriyel özelliklere sahiptir. Metabolizmayı hızlandırır ve bu sayede dinginlik sağlar. Özellikle bağışıklık sistemini güçlendirici etkisinin yanı sıra, hücre yenileme özelliklerinden dolayı da yaşlanmayı geciktirici etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca arı sütünün radyoaktif etkileri önlediği de kanıtlanmıştır. Arı sütü dendiğinde ilk akla gelen gençleştirici etkisidir. Hem ağız yoluyla hemde kozmetik ürünlerinde yüzeysel olarak kullanmaktadır. Arı sütü özellikle bağışıklık sistemi problemlerinde, Psikolojik problemler, Bir çok hastalığın tedavilerinde destek ürün olarak ve kullanılan ağır ilaçların yan etkilerini azaltmada, Kan hastalıklarında ve kozmetik olarak ta cilt yenileme seanslarında kullanılmaktadır.

Polen; İşçi arıların erkek çiçeklerden topladıkları ve kendi sistemlerinde, enzimleyerek ayaklarındaki torbalarda kovana taşıdıkları, hem kendileri için, hem de insanlar için çok önemli bir besin maddesidir..İşçi arılar poleni başta kendileri için ve kraliçe arının petek hücrelerine bıraktıkları larvaları beslemek için üretirler. İçeriğinde çeşitli vitaminler, mineraller, yağ asitleri ve protein bulunur. Yapılan bir deneyle sağlıklı bir insan 6 ay polen ve su ile hayatta kalmıştır.

Polen çiçeklerin erkek tohumudur. Bitkilerindöllenmesi için gereklidir. Arılar bu yüzden polen toplarken ve kovanlarına taşırken dünya ekolojik sistemine inanılmaz katkı sağlıyorlar. Arı poleni doğanın en besleyici gıdalarından biri olarak kabul edilir. İnsanlar tarafından istenen neredeyse tüm besin maddelerini içerir. Proteinin yaklaşık yarısı vücut tarafından doğrudan kullanılmaya hazır olan serbest amino asitler biçimindedir. Arı poleniyle ilgili en ilginç verilerden biri, bir laboratuarda sentezlenememesi. Arı polenlerinin binlerce kimyasal analizleri yapılmıştır fakat halen içeriğinde bilinmeyen bir çok elementler mevcuttur. Diğer Arı ürünleri; Arı ekmeği, Larva, Bal mumu, Kovan havası..

Yukarıda arı ürünlerinden kısaca bahsettik. Apiterapinin tarihi oldukça eskidir. Yıllar önce akupunktur enstitüsünde akupunktur iğnelerinin sinirlere daha fazla nasıl etki sağlayabileceğini tartışırdık. İğnelerin ucuna bağlanan elektrik kabloları, moksa ve buna benzer yöntemler halen kullanılmaktadır. Ancak arının iğnesindeki şifanın bir çok kişi gibi bende farkındaydım.  Yapmış olduğum araştırmalar gösterdi ki arılar düşman olarak algıladığı canlıyı gelişi güzel sokmuyor. Özellikle insanın öldürücü noktalarına yöneliyorlar.  Ancak Akupunktur ile bu öldürücü noktaların arasında öyle bir bağ keşfettik ki; Arılar vücudumuzda bulunan çok önemli sayılan akupunktur noktalarına yöneliyor, o noktaları titizlikle seçiyor ve iğnesini oraya bırakıyor. Günümüzde profesyonel olarak tadavi yapılan Apiterapi merkezlerinde arının özellikle canlı iğnesi işte bu akupunktur noktalarına uygulanıyor. Bugün bir çok ulusal ve uluslararası konferanslar ve kongreler Apiterapiyi sahiplenmiş durumdadır..Bundan 6 yıl önce arıcılıkla ilgili bir sempozyuma katılmıştım.  O günden sonra kendi balımı kendim üretmeye karar verdim. Şu anda kaz dağlarında 3 ayrı noktada doğal arı çiftliğimiz var. Başta Almanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesi artık vatandaşlarını da arıcılık konusunda eğitiyor. Hatta bir çok aile balkonunda arı kovanı bulunduruyor. Yapılan araştırmalar arıcıların hayatları boyunca çok az hastalandığını göstermiştir. Günümüz modern tıbbı da arının şifa kaynağı olduğunu kabul etmiş ve bu konu da bir çok çalışmaya imza atmıştır…

Eko sistemin her geçen gün kötüye gittiği gezegenimizde bal arıları da tehlike altındadır. Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın sözüde bu tezi doğrular niteliktedir.”Dünya üzerinden son arı yok oluğunda, insanlıkta 4 yıl içinde sonunu beklesin.”

Sonuç olarak insanlığa şifa dağıtan bu küçük muhteşem kuşların gezegenimizden yok olmamaları için vakit kaybetmeden bir şeyler yapmak gerekiyor. Aksi halde yarın çok ama çok geç olabilir.

Sevgiyle ve sıhhatle kalın,

Gökhan Aydoğdu

Apiterapi ve Akupunktur Uzmanı

YORUM EKLE