Bugüne kadar aklımdan Denizli’ye gitmeyi ve gezmeyi hiç geçirmedim. Hani olur ya hep gitmeyi hayal ettiğimiz şehirler, görmeyi planladığımız ülkeler… Ama Denizli bir kez olsun aklımın ucundan bile geçmedi. Benim için horozuyla ünlü küçük bir Anadolu şehriydi Denizli. Ta ki geçtiğimiz hafta bir arkadaşımın düğünü vesilesiyle gidene kadar…

Pamukkale Travertenleri’ne çok yakın bir otelde kaldığımdan Denizli’nin dışında Pamukkale’yi de görme fırsatım oldu. Denizli’ye de, Pamukkale’ye de tek kelimeyle hayran kaldım! Doğada huzuru bulmak, biraz da tarih solumak istiyorsanız Denizli birebir. Önünüzde uzanan dağlar, yemyeşil ovalar, bembeyaz Pamukkale Travertenleri, her yerde açan, yeşilin arasından baş gösteren papatyalar, gelincikler, sımsıcak termal sular, cıvıl cıvıl kuş sesleri, masmavi bir gökyüzü, tertemiz bir hava… Daha ne olsın!

Aslında kendi ülkemize ne kadar yabancıyız! İstanbul’dan uçakla 40 dakika uzaklıktaki doğa ve tarihin birleştiği bu şehirden, şehrin güzelliklerinden haberimiz bile yok! Yurtdışında gezilecek ülkelerin hayallerini kuruyoruz, gittiğimiz Avrupa şehirlerindeki parklara, tarihi yapılara hayranlık duyuyoruz, deniz tatillerini planlıyoruz. Bildiğimiz birkaç lokasyon var, hepimiz sözleşmeli gibi oraların yolunu tutuyor, tatillerimizi buralarda yapıyoruz. Oysaki Denizli veya Pamukkale de kafamızı dinleyebileceğimiz çok güzel bir destinasyon olabilir. Bir de en çok şuna üzlüyorum. Berlin, Londra veya Amerika’da bir ulusal müzeye girmek için yüksek meblağlı bir giriş ücreti ödemek durumundasınız.

Girdikten sonra da ulusal müzede sergiledikleri pek çok eser; Antik Çağ, Roma İmparatorluğu, Bizans Dönemi’ne ait ve Anadolu’dan oralara taşınmış. Bu eserleri kendi ulusal ve en büyük müzelerinde oldukça şaşaalı bir şekilde sergiliyorlar. Her defasında Avrupa’da böyle bir müze gezdiğimde inanılmaz üzülüyor, bu eserlerin kıymetini bilmediğimiz için kendi kendime kızıyorum. Oysaki UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş ve tarihin oluştuğu yerde sergilenen Hierapolis gibi Denizli veya başka Anadolu şehrinde bulunan tarihi değerlerimizden haberimiz bile yok! İşte bir şekilde şans eseri yolumuzun düşmesi gerekiyor. Oysaki böyle tarihi eserleri yerinde görmek kadar büyüleyici ve etkileyici bir şey daha olamaz!

Gelelim Pamukkale’ye... Neyinden bu kadar etkilendim? Doğada, kuş seslerinin eşliğinde binbir çeşit çiçeğin, ağacın arasında dolaşmak, tertemiz hava solumak, karşınıza çıkan termal suya girmek, hiç yoksa da ayaklarınızı sokup dinlendirmek istiyorsanız Pamukkale tam size göre. Kafa dinlemelik. Termal suların şifasından yararlanmak, çeşit çeşit masaj tiplerinden birini seçerek rahatlamak, hamam sefası yapmak, doğada yemyeşil yollar arasında yürüyüş yapmak, etrafta açan çiçeklerle baharın gelişine tanıklık etmek istiyorsanız Pamukkale tam size göre.

Biraz da tarihe ilginiz varsa tadından yenmez bir tatile dönüşebilir. Travertenlerin yakınlarında bulunan antik kent Hierapolis’i gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. Yunanca “Kutsal Şehir” anlamına gelen Hierapolis’in bir Frigya kenti olduğu düşünülüyor. Yani tarih öncesi çağlardan Tunç Devri’nde yaşamış bir uygarlığa ait bir kent, o kadar eski. Buram buram tarih kokuyor. Antik tiyatro, havuz, hamam, mezarlar, tapınaklar, tarihi yollar… Günümüzden uzaklaşıp Milat Öncesi’ne yolculuğa çıkıyorsunuz adeta. Hierapolis, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne de alınmış durumda. Burnumuzun dibindeki bu muhteşem tarihi bölge, mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

Hierapolis şehrinde biraz ilerledikten sonra Travertenler’e ulaşmadan Antik Havuz’a varıyorsunuz. Antik Havuz, sağlığa faydalı suyu ile biliniyor, suyunun sıcaklığı sebebiyle birçok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. Antik Havuz’u geçince Travertenler sizi karşılıyor. Bembeyaz, küçük su öbeklerinin bulunduğu muhteşem görsellikte doğa eseri. Cenneti hayal et deseler, sanırım böyle bir yer hayal ederdim. Ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz ve Travertenler’den akan su boyunca ilerliyorsunuz. Zaman zaman küçük su öbeklerine girerek, yumuşak ve sıcak beyaz tortuları ayaklarınızda hissediyorsunuz. Böyle bir yürüyüş yolu daha yok. Ayaklarınız dinleniyor, bütün kötü enerjinizi atıyor, topraklanıyorsunuz.

Bu muhteşem manzara ve keyifli yürüyüş boyunca beni üzen; karşıda daha geniş bir alana yayılan Travertenler’in bazılarının kararmaya başlaması ve hiç suyunun kalmaması. Konuşma fırsatı yakaladığım yerel bir iki insan, otellerin Travertenler’in suyunu kullandığını, bunun da Travertenler’in suyunun azalmasına ve kararmaya başlamasına sebebiyet verdiğini söyledi. Suyu biten Travertenler, otellerin de zamanla bu işten zararlı çıkmasına neden olacak aslında. Bu muhteşem güzelliğe kıymasak, korusak kollasak, kıymetini bilsek keşke... Biraz daha duyarlı olabilsek...

Aynı zamanda Denizli, bir bağ cenneti. Türkiye’deki başlıca bağ alanlarından biri. Benim içimde kalanlardan biri oldu; Denizli’de bir bağ ziyaret etmek, bağlar arasında dolaşmak, toprağı hissetmek. Eğer olur da Denizli’ye yolunuz düşerse mutlaka gezilebilir bir bağı gezin derim.

Bu kadar doğa ve tarih yeter, biraz da şehirde takılalım derseniz Denizli Merkez’e gidebilirsiniz. Kebapçı Evren’de kuzu tandır yemenizi öneririm. Etler kuzu eti ve taş fırınlarda odun ateşinde pişiyor. Parça etler bazlamanın yanında ikram ediliyor. Ayrıca domates ve soğan getiriliyor. Bazlamaya eti, domatesi ve soğanı sarıp elle yiyorsunuz. Çatal, bıçak yok. Lokum gibi et oldukça lezzetli. Kuzu tandırla karnınızı bir güzel doyurduktan sonra Çarşı’da kısa bir gezintiye çıkabilirsiniz. Ufak ufak dükkanların olduğu, sokaklarında çay ve kahvelerin içildiği, oldukça samimi bir çarşı kültürü var Denizli’de. Çarşı’da bulunan kahvehanelerden birine oturabilir ve yediğiniz kuzu tandırın üstüne bir Türk kahvesi ve geleneksel Denizli Zafer gazozu içebilirsiniz.

Denizli, Anadolu’da saklı kalmış bir cennet. Alternatif bir tatil destinasyonuna dönüşebilir. Yamaç paraşütünden Travertenler’e, şifalı termal sularından dinlendirici doğa yürüyüşlerine, tarihi zenginliklerinden kuzu tandırına bize pek çok alternatif sunuyor. Siz de sıkılmadınız mı artık Çeşme’ye, Bodruma’a gitmekten? Neden Anadolu’nun farklı güzelliklerini keşfetmeyelim ve onları turizme kazandırmayalım? Haydi Anadolu’yu keşfetmeye...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat: Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.