Ahh Şöyle Uzun Bir Tatile Çıkabilsem!

Şöyle uzun bir tatile çıkmayalı o kadar uzun zaman oldu ki… Neredeyse 2 yıla yaklaşıyor. Geçtiğimiz Haziran ayında iş değiştirdim. Yeni bir işe başlayınca da hemen izin kullanamıyorsunuz, izin hakkı elde edebilmek için bir süre çalışmanız gerekiyor. Bu yüzden bu aralar biraz yorgun hissediyor ve hep tatil hayali kuruyorum. Şöyle daha önceden hiç gitmediğim bir ülkeye gitsem mesela. Enfes bir doğası olsa… Elimde kahvem, yanımda kalemim, defterim, kitabım, su sesi, kuş cıvıltıları arasında dolaşsam… Gözüm gönlüm yeşile ve maviye doysa… Kalbimi, ruhumu ve zihnimi resetlesem… Dinginliğin verdiği huzur, güneşin verdiği enerjiyle yüzüm parlasa, gözlerim mutluluktan ışıldasa… Kafama taktığım tüm sorunları, soru işaretlerini, pişmanlıklarımı, keşkelerimi, yorgunluklarımı, yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı bu tatille geride bıraksam… Enerjimi toplamış, yenilenmiş, dinlenmiş olarak Türkiye’ye dönsem mesela… Güzel olmaz mıydı? Hem de nasıl muazzam olurdu. Düşününce bile harika hissediyorum.

Ben bu hayali maksimum 10 günlük bir izin için kurabiliyorum. Çünkü toplamda bir yıl için zaten 14 gün iznim var. Böyle söyleyince kulağa ne kadar az geliyor, değil mi? Düşünsenize 3 ay aralıksız bir tatil yapabildiğinizi… Vücudunuzun her bir hücresini yeniler, bambaşka bir insan olarak hayatınıza devam ederdiniz. Şu anki çalışma koşullarında uzak ve imkansız bir hayal gibi duruyor, değil mi? Aslında hiç değil! Şimdi sıkı durun! Size Amerika’da var olan bir uygulamadan bahsedeceğim.

İngilizce’de “sabbatical” diye bir kavram var. Özellikle akademik dünyada oldukça fazla kullanılan bir kavram. Her 7 yılda bir, üniversite öğretim üyeleri yaklaşık bir yıllığına ücretli izne çıkıyorlar. Amacı da tekrar yenilenip, dinlenip işlerinin başına daha istekli ve yeniden canlanmış bir şekilde dönebilmeleri. Türkiye’de akademik dünyada “sabbatical” uygulanıyor, iş dünyasında ise bir örneğine rastlamadım. Amerika’da ise iş dünyasında da “sabbatical” var.

Yani diyelim ki işinizi seviyorsunuz ama epey uzun zamandır çalışıyorsunuz. Artık biraz yoruldunuz ve rutine bağladınız. Enerjinizi toplamak ve yeni bir bakış açısıyla işinize geri dönmek istiyorsunuz. 2 aydan 1 yıla kadar sürebilen, maaşlı izin alarak işinize biraz ara veriyorsunuz. Böylelikle dinlenmiş, enerjinizi toplamış ve yenilenmiş olarak işinize geri dönüyorsunuz. Bunun hem çalışana hem de işverene pek çok faydası var. Çalışanın verimliliğini arttırmasından dolayı Amerika’da uygulanıyor. Türkiye’de ise iş dünyasında henüz böyle bir uygulama yok. Keşke bizde de olsa…

Türkiye’de böyle bir uygulamanın olmamasından dolayı işten ayrıldıktan sonra, çantasını alarak yollara düşen Gökçe, bu hafta Youtube kanalımın konuğu oldu. Gökçe’yi epey uzun zamandır tanıyorum, benim üniversiteden arkadaşım. Kendisini bildim bileli geziyor. Şu ana kadar totalde 34 ülkeye gitmiş durumda. Gökçe iş dünyasına atıldıktan bir süre sonra, bir ara vermek istiyor. İşini bırakıyor ve Uzak Doğu’ya tek yön bilet alıyor. Tayland, Filipinler, Kamboçya, Singapur, Malezya, Bali derken 6 ülkeyi yaklaşık 3 ayda geziyor.

El değmemiş, bozulmamış bir doğa, ağaçlar, dereler, yeşillikler içinde, insana farklı hissettiren harika bir deneyim yaşıyor Gökçe, bu 3 ay boyunca. Başka bir hayatın mümkün olduğunun farkına varıyor. Daha sakin, daha akışında, daha mutlu olabileceği bambaşka bir hayat yaratabileceğini keşfediyor. Uzak Doğulu insanların hayata bakışından etkileniyor. “Şikayet ederek yaşamıyorlar hayatı.” diyor Gökçe Uzak Doğulular için. “Daha az şeyle yetinerek yaşayabiliyorlar. Çok mutlular, çok yardımseverler ve hayata çok daha pozitif bakıyorlar.”

Bu 3 aylık aradan sonra Türkiye’ye bambaşka bir insan olarak dönüyor, hayal ettiği yaşamı yaratabileceği inancıyla. Esnek ve farklı lokasyonlardan çalışabileceği girişimci bir şirkette çalışmaya başlıyor, kurumsal hayata veda ediyor. Gökçe’nin gezileri ise hiç bitmiyor. Bu seyahatlerini uplifers.com’da paylaşıyor. Nerede kalınmalı, ne yemeli/içmeli, bir turistin ötesine geçip yerli gibi yaşayabileceğiniz acayip kıymetli tavsiyelerde bulunuyor. Şu an Uzak Doğu seyahatlerini yazıyor. Daha az gidilmiş, değişik yerleri yazmayı tercih ediyor.

Gökçe’yle yaptığım söyleşiden sonra ben de Uzak Doğu’nun hayalini kurmaya başladım. Harika bir doğa, masmavi bir deniz, yeşilin 50 tonu, pozitif insanlar arasında olmak şahane olmaz mıydı? Acaba şu epeydir iple çektiğim tatilimi Uzak Doğu’da bir ülkeye mi organize etsem? Ne dersiniz? Gökçe’yle yaptığım söyleşiyi izledikten sonra, siz de benim gibi kendinizi Uzak Doğu’da hayal edebilecek misiniz? Merak ediyorum. Siz hangi ülkeyi tercih ederdiniz acaba? Hayaller kurduran sohbet için link aşağıda. İyi seyirler!

https://www.youtube.com/watch?v=UUIYVMxDdYE&t=6s

YORUM EKLE