12 Ocak 2017 Perşembe 19:39
131 Okunma
Muharrem İnce'den Saddam Hüseyin göndermesi!

İŞTE MUHARREM İNCE'NİN KONUŞMASI

Bugün bu kürsüye, size muhalefet etmek, yanlışlarınızı haykırmak, eksikliklerinizi söylemek, hatalarınızı anlatmak için gelmedim. Yanlışlar düzeltilebilir, eksiklikler tamamlanabilir, hatalar giderilebilir ama bugün yaptığınız yanlışı, bedel ödemeden tamir etmek mümkün değil ve bu bedeli hep birlikte ödeyeceğiz, eminim ki en fazla da siz ödeyeceksiniz.

Tarihe ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumu buraya aktarmak için çıktım çünkü bu ülke, bizden çok, gelecek nesillere aittir. Ülkelerin yönetimi çağın ruhuyla belirlenir. 14. yüzyılda dünyada bir demokrasi talebi yoktu, bizim ülkemizde de yoktu. Bu toprakların insanları hanlar, kağanlar, padişahlar, hakanlar gördü, sultanlar gördü. Bunlar bizim geçmişimizdir, hatalarıyla, sevaplarıyla, günahlarıyla bizimdir. Tarihe bağlılık ya da düşmanlık değil, ondan ders çıkarmak toplumların önündeki sorunları çözecektir.

Siz, getirdiğiniz bu teklifle, yüz yıllık millet olma, yüz kırk yıllık demokrasiye sahip olma idealimizi ortadan kaldırıyorsunuz, 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi'yle yola çıktığımız "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ilkemizi yok ediyorsunuz, modern devlet olma iddiamızı yok edip devlet aygıtını parti örgütüne dönüştürüyorsunuz, herkesin devletini çoğunluğun devletine dönüştürüyorsunuz, yüzde 50+1'in her şey olduğu, yüzde 50-1'in hiçbir şey olmadığı bir rejim yaratıyorsunuz. Bir kişi aynı zamanda parti başkanı, hem ordu başkanı hem yargı başkanı hem devlet başkanı hem milletin başkanı olamaz, olmamalıdır. Unutmayınız ki her şeyin başı olan devletin başı olamaz çünkü saygınlığı olamaz, inandırıcılığı olamaz, birleştiriciliği olamaz. Milletin bir bölümünün üye olduğu bir siyasi partinin başkanı olan Cumhurbaşkanı milletin tamamını temsil edemez. Bu teklif Meclisten geçmezse emin olun, kaybetmiş olmazsınız, kazanmış oluruz hep birlikte, bir belayı defetmiş oluruz.

12 Eylül 2010 referandumu öncesinde bu Mecliste yapılan görüşmelerde "evet" oyu çıktığında arkadaşların sevinç çığlıklarını dün gibi hatırlıyorum. Uyarıları dikkate almadınız. Oylamaları Sayın Başbakana dışarıya koşarak getiren arkadaşlarımız şu anda burada milletvekili. Üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçecektik, vesayete son verecektik, gücün kanunundan kanunun gücüne geçecektik, fişleme tarihe karışacaktı. Ne oldu peki? Burada çoğunluğunuza dayanarak, milleti de kandırarak yargıyı FETÖ'ye teslim ettiniz. 12 Eylül 2010 referandumunun bayram yapanı biz değiliz, siz de değilsiniz; 12 Eylül 2010 referandumunun bayram yapanı FETÖ'dür çünkü yargıyı teslim almıştır. Bugün bu yasalaşırsa, bu, bu Meclisten geçerse bunun bayram yapanı siz olmayacaksınız, biz olmayacağız; bunun bayram yapanı Büyük Orta Doğu Projesi'ni hazırlayanlar olacaktır, federasyonu bekleyenler olacaktır. 

Bugün ihtiyacımız olan şey güçlü başkan, güçlü yürütme değildir; bugün ihtiyacımız olan şey güçlü birlikteliktir. Bugün ihtiyacımız olan şey anayasalı devlet değildir, anayasal devlettir. Bugün ihtiyacımız olan, geleceğimize güvenle bakmaktır, ortak akılla ortak iyiyi bulmaktır. Uzlaşmaktır bugün ihtiyacımız olan. Uzlaşmak en az istediği şeyden vazgeçmek değildir, uzlaşmak en çok istediği şeyden vazgeçmektir.

"SADDAM HÜSEYİN DE TEK HAKİMDİ"

Saddam, ülkesinin tek hâkimiydi, Kaddafi de öyleydi, Zeynel Abidin Bin Ali de öyleydi. Zeynel Abidin Bin Ali itaat ettiriyordu ama bizimkisi "İtaat et, rahat et." diyor. Sayın milletvekilleri, dünyayı itaat edenler değil, itiraz edenler değiştirir. Onun için itaat değil, itirazdan yana olmalıyız. Bu diktatörler yanılmazdı, eleştirilmezdi, sorgulanamaz, denetlenemezdi. Saddam'ın doğduğu kent Tikrit kutsal ilan edilmişti. Girdikleri her seçimde yüzde 90 oy alıyorlardı. Unutmamak gerekir ki tek adam ülkeleri emperyalistlerin yani sizin tabirinizle "üst aklın" en sevdiği ülkelerdir. 78 milyonla uğraşacaklarına bir kişiyle uğraşırlar, rahat ederler. Getirmek istediğiniz sistemde 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilme olasılığı yoktur.

Ülkemiz bir felakete doğru sürüklenirken size bazı hatırlatma ve uyarılarda bulunmak istiyorum. Bu topraklar özgürlük, bağımsızlık, vatan, hürriyet, demokrasi, yurtseverlik kavramlarıyla tanışalı çok oldu. Namık Kemal'den bu güne çok yol katettik, çok bedeller ödendi. İdam sehpalarında can verenler, zindanlarda çürüyenler, sürgünlerde ölenler oldu. Ekmeği bol eyleyenler, acıyı bal eyleyenler, sıratı yol eyleyenler oldu. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi bir büyük nehir gibidir, okyanusa ulaşana kadar devam edecek ve önüne çıkan engelleri yıkıp aşacaktır çünkü ırmaklar kaynağına doğru, geriye doğru akmaz, kavuşacağı okyanusa doğru akar. İnsanlık tarihi göstermiştir ki özgürlük tutkusunun beslendiği yer bir kandır, özgürlük tutkusunun bir kötü huyu vardır ki ne yazık ki kandan beslenir, yurtseverlerin ve tiranların kanından beslenir. Bunları yaşamamak için toplum, anayasayı kendisiyle bir sözleşme kabul eder, devletini bu sözleşmeye göre yapılandırır; onun için anayasalar büyük uzlaşmayla hazırlanır. Anayasalar birlikte yaşama arzusunu sağlayan metinlerdir. Anayasalar farklılıklara verilen güvencelerdir. Anayasalar bir siyasi mücadele aracı değildir. Her yurttaş anayasaya baktığında aynaya bakar gibi kendini, haklarını, sınırlarını görmelidir.

Sizlerin getirdiği bu teklif insanlık tarihinin evrensel birikimine aykırıdır, bilime aykırıdır, hukuka aykırıdır, ahlaka aykırıdır; yerli değildir, millî değildir, ilkeldir.  Yetki veriyorsunuz, hesap soramıyorsunuz. yüzde 100'le seçilen Gazi Meclisi yüzde 50, artı, 1'in emrine sokuyorsunuz. Seçilmemiş Cumhurbaşkanı yardımcısına memleketi emanet ediyorsunuz. Boş kâğıda imza alıyorsunuz. Televizyon yayınını yasaklıyorsunuz. "Cumhurbaşkanı Meclise mesaj verir." diyorsunuz, "Bilgi verir." bile diyemiyorsunuz, sanki "Ayar verir." der gibi yapıyorsunuz. "Hem parti başkanı hem tarafsız olacağına yemin eder." diyorsunuz. Bütçe yetkisini Büyük Millet Meclisinin elinden alıyorsunuz. Denetleme yetkisini kaldırıyorsunuz. Adından utanıyorsunuz, adını bile değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. Vesayetin âlâsını getiriyorsunuz. "Koalisyonlar sona erecek." diyorsunuz ama yüzde 51'i bulabilmek için en büyük koalisyonların önünü açacağını, tıpkı geçmişte FETÖ'yle yaptığınız koalisyonlar gibi yeni koalisyonların geleceğini de hep birlikte görüyoruz.

Dış politikada maceracılıkla Suriye politikasını yanlış yürüttünüz. Terör örgütüyle pazarlıkla, ortaklıkla katliamlar ülkesi yaptınız. Ekonomide avantacılıkla dolara zirve yaptırdınız. "Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz." diye sınavlarda Türkiye'yi sonuncu yaptınız. "İleri demokrasi" diyerek Meclissiz bir demokrasi, yurttaşsız bir cumhuriyet, hukuksuz bir yargı, bürokrasisiz bir devlet yönetimi oluşturdunuz.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyetçiler, ilericiler, demokratlar, milliyetçiler, vatanseverler, muhafazakârlar; sizin aklınıza, ferasetinize, basiretinize, vicdanınıza sesleniyorum. Bu bir intihar, bu bir ötanazi anayasasıdır. Bu bir gönüllü kölelik anayasasıdır. Canımızı, malımızı, hürriyetimizi, inançlarımızı, düşüncelerimizi bir kişiye teslim etmeyelim. Emeğimizi suistimal ettirmeyelim. Demokratik taleplerimizi susturmayalım. Evlatlarımızın hayatını tehlikeye atmayalım. Gelecek nesillerin istikbaliyle oynamayalım.

Vatandaş denetim yapmaz, vatandaş tercih yapar. Onun için, "Sandıkta denetim yapılır." demeyin.

Bir sözüm de açık oy kullanan milletvekillerine olsun.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin herhangi bir okulunda CHP'ye gönül vermiş bir yurttaşımız "Ben oyumu açık atmak istiyorum." dese, mührü alsa, oy pusulasını alsa, gelip oyunu açıktan CHP'ye atsa AKP'nin oradaki sandık görevlisi ne yapar? Kıyameti koparır, değil mi? Vatandaşa verilmeyen bu hakkı milletvekiline nasıl veriyorsunuz siz?  Bir kaptanlık tartışmasıdır gidiyor. Nedendir bilinmez,örnekler hep gemilerden veriliyor. 1 kaptan, 2 kaptan… 2 kaptan olunca gemi batarmış. Yani gemi sahibi bir başbakanın bunları söylemesini anlayabilmiş değilim. Bakın, birinci kaptan olur, ikinci kaptan olur; önemli olan nedir, biliyor musunuz? Kaptan sayısında değildir, kaptanın gidecek yönü bilip bilmemesindedir mesele.  Kaptan gidecek yönü bilmiyorsa ister bir kaptan ister iki kaptan olsun, hepsi yük olur ona, rüzgâr bile tehlike olur. Kaptan sayısı önemli değil, kaptanın yönünü bulup bulamaması önemlidir.

Son Güncelleme: 12.01.2017 21:35
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.