RAUF DENKTAŞ
Demek biliyorlarmış
15:32 08-12-2009 / Bu yazı 5926 kez okundu.
Güney’deki Rum (veya kendi deyimleri ile Kıbrıslı Helen) Cumhuriyetinin resmi intelijans ajanları BM Temsilciliğinin tüm belgelerini çalmayı becermekle kalmadılar, devam etmekte olan Talat-Hristofyas görüşmelerini çamura batırmak için çaldıkları belgelerin seçilmiş kısımlarını basına da dağıttılar. Allah razı olsun desek, yakışır doğrusu çünkü bu başarılı eylemle sadece önemli konularda BM yetkililerinin ne düşündüklerini öğrenmekle kalmadık aynı zamanda Hristofyas’ın iki toplumlu, iki kesimli federasyonu görüşür gibi yaparak kazandığı zamanı gaspçı Rum idaresini “AB üyesi Kıbrıs” olarak nasıl kökleştirmeye çalıştığını, onun da diğer liderler gibi görüşmelere taktik icabı katıldığını, taktiğinin de Türkiye’yi ve Türkiye’nin kuklası olarak gördükleri Sn. Talat’ı uzlaşmaz taraf olarak suçlamanın ötesinde bir niyeti olmadığını yeniden kanıtlamış olduk. Aynı zamanda BM’nin bu görüşmelerin Sn. Talat’ın etrafa yaymağa çalıştığı gibi hiç de olumlu geçmediği kanaatinde olduğunu gördük. Halka gerçeklerin söylenmesi gerektiğinin bir kez daha altını çizmek zorundayız.
Türk tarafı, Hristofyas’ın başarı ile yürüttüğü “ben Kıbrıs Cumhuriyetinin meşru hükümetiyim; ülkem işgal altındadır; işgal nedeniyle insanlarım göçmen olmuştur; Türk azınlık Türkiye’nin emrinde Kıbrıs’ı bölmek istiyor; benim muhatabım uzlaşmaz, suçlu, işgalci Türkiye’dir; Onun kuklası Talat ile ben geçmişte anlaşmıştım: Kıbrıs’tan asker çıkacak, yerleşikler gidecek, Kıbrıslı Helen göçmenler topraklarına kavuşacak, Garanti anlaşması ortadan kalkacaktı ancak işgalci Türkiye, kuklası Talat’ı serbest bırakmıyor ve Türkiye AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyetini tanımıyor, limanlarını açmıyor, bize eşit muamele yapmıyor” oyunundan vazgeçerek eski ortağı ile, eskisinden de karışık, iç içe bir ortaklık yaparak, dünyaya “meşru” olarak yutturduğu konumundan vazgeçmesini bekliyoruz. ABD-İngiltere-AB ülkelerinin ve Rusya ile diğerlerinin desteklediği bu yalandan Hristofyas’ın vazgeçmesi için herhangi bir neden olmadığını görmek istemiyoruz. Hristofyas’ı “anlaşmazsan, KKTC tanınma yoluna çıkar” sözleri ile veya B ve C planlarımız da var diye korkutmaya çalışıyoruz. Bu mesajın “anlaşırsan KKTC ortadan kalkacak” mesajı olduğunu görmek de istemiyoruz. Halkın, Sn. Talat’a “KKTC’yi ortadan kaldırabilirsin” yetkisini vermediğini sanki kimse bilmiyormuş gibi davranılıyor. Makarios da kalben benimsemediği bir ortaklık devletine imza atmıştı. Unutuyoruz. Üç yılda başımıza yıktığı binanın altından ancak Türk askeri sayesinde kurtulduk. Hatırlamıyoruz. Rum tarafında sanki siyaset değişikliği varmış, kilise, okullar, basın ve Yunanistan 1960’daki görüş ve düşüncelerinden vazgeçmişler gibi davranıyor, kendi kendimizi aldatıyoruz. Kaç yıldır bu yalana rağmen “görüşmeleri destekleyen ve meselenin görüşme yolu ile halli için uğraşan” BM yetkilileri gerçekten Rumların oynadıkları oyunu göremeyecek kadar saf mıdırlar sorusu bizleri daima meşgul etmiştir. BM’nin Kıbrıs’ta temsilciliğini yapmış olan ve “görüşmeler sonuçlansın” diye geceyi gündüze katan Hugo Gobi, ancak emekli olduktan sonra “iki milletten tek millet yaratmak teşebbüsü geçersizdir; kalıcı çare iki ayrı devlettir” diyebilmişti. Ancak kendisini dinleyen olmadı. Kıbrıs’ı birleştirmek, iki halkı yeniden tek halkmış gibi iç içe getirmek BM için de “barışın şaşmaz formülü” oldu. Sonuç? Yılların kaybı ve dün daha kolay halledilebilecek “toprak, mal mülk” konularının daha da halledilmez hale gelmesi!
Çalınan belgelerde şunu görüyoruz: (1) İki taraf arasında güvensizlik ve düşmanlık var. (2) Nüfus bakımından birinin diğerinden fazla olması nedeniyle Federasyon daha da zor bir formül. (3) Federasyon yetki paylaşımı gerektirir. (4) Çoğunluk (1960’da olduğu gibi) bunu kendisine haksızlık olarak algılar. (5) Azınlık ise çoğunluk tarafından bertaraf edilme olasılığı endişesi içinde yaşıyor. “Bu şartlarda federasyon olsa da ömrü az olur” sözlerini de biz ekleyelim. Nereden mi biliyoruz? 1960’ı ve sonrasını yaşamış olanlarız. 16 günlük bebekleri bile acımasızca toplu mezarlara gömmüş olanların Rum tarafında kahraman olarak dolaştıklarını görenlerdeniz. Okullarında dün ne okutuyorlarsaydı bugün buna “en iyi Türk ölü Türktür” vecizesini de eklediklerini görüyoruz. Dün Ortaklık Devletini Helen Devleti yapmak için silâha sarılmışlardı. Bugün Kıbrıs’ın bir Kıbrıs Helenlerinin devleti olduğuna inanarak hareket ediyorlar. Ve BM yetkilileri bu gerçekleri bildikleri halde “iki toplumlu, iki kesimli federasyon öngören görüşmelerin kalıcı bir uzlaşma ile sonuçlanması beklenemez; Rumların %60’ı, Türklerin %77’si, iki ayrı devlet diyor, bu şartlarda kalıcı bir uzlaşma da ancak böyle olur” diyemiyorlar. Görüşmelere devam ve en erken bir zamanda uzlaşma istiyorlar. Niye istemesinler? Sn. Talat, bütün bu gerçeklere rağmen köyleri dolaşıp “doğru politikayı sürdürdüğümüz takdirde hedefe varacağız” diyor. “Süreç bizim yüzümüzden çökmemeli. Bu çok önemli” diye de ekliyor. Hedef “tek halk, tek egemenlik, tek devlet” yani KKTC’nin ortadan kalkması, daha kötü şartlarda 1960’a dönüş, Garantilerin sulandırılması veya feshi de cabası! AB normlarının kâğıt üzerinde bize verilmiş görünen hakların çoğunu ortadan kaldıracağı bilinen bir gerçek. Masada “uzlaşma mecburiyetindeyiz” diyerek oturulduğu sürece veren taraf olmaya mahkûm olduğumuzu göremiyoruz. BM, gerçekleri görse de, bilse de ne yapsın?