Üye Ol
Kayıp Şifre
Haber24
Bahçeli'den Çelik'e şok sözler
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'e sert sözlerle yüklendi.
22:34 28-07-2010
  
Bahçeli'den Çelik'e şok sözler
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'e, "Hüseyin Çelik Bey'in ise ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybında" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İSO çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi hakkında tazminat davası açması" ve "AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in 'Bahçeli istese de istemese de PKK'nın safında yer alıyor' açıklamasıyla ilgili olarak ""Sayın Başbakan'ın çok sayıda açmış olduğu tazminat davaları var. Bunu sürekli hale getirmiş. Daha kolay bir yol tavsiye ediyorum. Meclis Başkanı da kendi partisinden. Bütün maaşlarıma el koysunlar. Hüseyin Çelik Bey'in ise ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybında" dedi.

TERÖRLE MÜCADELEYİ ZAAFA UĞRATMAYIN

Bir gazetecinin, "Balyoz Operasyonu kapsamında aranan bir komutan ile İçişleri Bakanı'nın yan yana fotoğraflarının basında yer alması" konusunda görüşleri sorulan Devlet Bahçeli şunları söyledi:

"Çelişki burada. Yani Balyoz Davası sebebiyle çok sayıda emekli ve muazzaf subay yakalama kararı çıkarılmıştır. Bu davaya hukuki yönden kimsenin herhangi bir söz söyleme hakkı yoktur. Sonuçlarını sabırla beklemek lazımdır. Ancak iki noktaya dikkat çekmek lazım. Bunlardan bir tanesi muazzaf subaylar açısından geçerli olanıdır. 1 Ağustos ile 4 Ağustos arasında Yüksek Askeri Şura toplantısı var. YAŞ'ta bu tür yakalama kararlarının olumsuz sonuçları olabilir ve ilerde de bir kişinin özlük haklarında kayıplara vesile olabilir. Bunun için bunları dikkate almak lazım. İkinci olarak da terörle açık mücadele içinde bulunan ve son günlerde de tırmanan teröre karşı komuta seviyesinde görev üstlenen ve Gedikpaşa'ya gittiğinde yanında durup gerekli brifingi alan bir komutanı yakalama emriyle bir suçlamanın altına aldığınız takdirde askerin terörün mücadelesinin ne şekilde gelişeceği konusunda herkesin bir endişesi olabilir. Terörle mücadeleyi zaafa uğratacak her türlü yanlıştan herkes kurtulmalı."

PROVOKASYON İHTİMALİ KESİN

Bahçeli başka bir soru üzerine de "Hükemetin başından bu yana açılım üzerindeki yıkım projesindeki yeni bir aşamasıdır. Öbür taraftan terörle mücadeleden her hangi bir aksama olmaması lazım. Dörtyol ve İnegöl'de ve buna benzer olaylar karşısında çok daha hükümetin tedbirli olmasında, ön istihbarat bilgilerine sahip olmasında ve olaylara karışmış olanlarının durumlarının netleştirilerek kamuoyuna açıklanmasında yarar var" dedi. "Provakasyon ihtimali var mı?" sorusuna ise Bahçeli, "Kesin, kesin" diye yanıt verdi.

24'ÜNCÜ DÖNEMDE KATKI SAĞLARIZ

"Anayasa değişikliğine bu durum geçtikten sonra destek veririz" sözünün hatırlatılması üzerine Devlet Bahçeli, "24'üncü dönem TBMM'de Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na bütün siyasi partilerin katılımıyla öngörülen değişliklerden mutabakata vardıklarını demokratik sözleşme olarak kabul edip meclisten çıkmasına katkı sağlayabileceğimizi söylüyoruz. Geçmişten bu yana da MHP'nin görüşü budur. Yeni bir düşünce değildir" dedi.

DARBELERDEN ÜLKEYE YARAR GELMEMİŞTİR

35'üncü Madde'nin değiştirilmesiyle ilgili bir soru üzerine de Bahçeli, "Şu an için bazı olayları farklı alanlara çekmenin bir manası yok. Bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum. Darbelerden ülkeye bir yarar gelmemiştir. Ne kadar darbeci anlayaşa sahip olanlar varsa bunlar demokratik kültür içerisinde eritilmelidir. Muazzaf subay özelliği taşıyorlarsa ordudan atılmalıdır. Ancak bunları farklı farklı alanlarda yeni tartışma zeminine sokmaya gerek yok. Darbe yapma zihniyet olarak sürdüğü müddetçe yasal dayanağı olmaz, yasal engeli olmaz. Yaparsa iktidar olur yapamazsa mahkum olur. Başka bunun üçüncü bir yolu yoktur. Ama olması gereken darbe zihniyetinin demokratik kültür içinde eritilerek bir daha bu ülkede ara rejimlerin yaşanmamasıdır" diye yanıtladı.

Bahçeli son iki yüzyılın ekonomik ilişkilerinin seyrine bakıldığında, özellikle krizlerin sürekli olarak birbirini izlediğini görmenin mümkün olduğunu ve insanlığın ekonomilerdeki yıkımın ağır sonuçlarına sürekli maruz kaldığını belirterek şunları söyledi:

KRİZLERİN NEDENİ EKSİK YA DA FAZLA ÜRETİM

Bu zamana kadar, farklı ülkelerde cereyan eden ekonomik dengesizliklerin akış ve ilerleyişleri değişik nedenlere dayanmıştır. Ekonomik kriz, kimi ülkelerde dövizden kaynaklanmış, kimi ülkelerde mali sektörden üremiş, kimi ülkelerde ise borç stokundaki artıştan meydana gelmiştir. Bunların arkasındaki itici ve teşvik edici faktörler farklılık gösterse de iş dönüp dolaşıp üretim sistemine dayanmaktadır.

Eksik ya da fazla üretimin yol açtığı krizlerin faturası ise çok acı olmakta, en başta işsizlik ve yaygın bir sefaletin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

TÜKETİM ÇILGINLIĞI

Küresel ekonomide 2002 yılından itibaren baş gösteren ekonomik büyüme dönemi 2007 yılında son bulmuş, takip eden yılda patlak veren krizle birlikte ülkeler derin resesyon çarkının içine düşmüşlerdir.

Üretim ve talebin küresel dağılımındaki kabaran dengesizlikleri, küresel krizin kabından taşarak adeta bir sel gibi yayılmasına neden olmuştur. ABD'de, özel kesimin tüketim çılgınlığı, üretimden kopan türev ürünlerdeki aşırı şişme krizi adım adım hazırlamış ve son aşamaya kadar getirmiştir. Nihayetinde, ABD konut piyasasından fışkıran sorunların, kredi piyasaları yoluyla gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi, para ve tahvil piyasalarına yansımaları kapsamlı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Krizden çıkabilmenin uğraşını veren başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere birçok ülke, önce krizin gerçekçi tasvir ve değerlendirmesini yapmışlar, buradan hareketle de krize karşı sağlıklı ön alma ve karşı duruş için politika oluşturmuşlardır.

Arkasından da trilyonlarca dolarlık tedbir paketleriyle küresel ekonominin depremine acil müdahalede bulunmuşlardır. Ne var ki geldiğimiz bugünkü aşamada sorunlar hala bitmemiş, kontrolden çıkan bütçe açıkları ve çoğalan kamu borç stokları birçok Avrupa ülkesini köşeye sıkıştırmıştır.

1929 Büyük Ekonomik Bunalımı'yla eşdeğerde görülen, küresel krizin, ülkeler üzerinde çok derin etkileri olmuştur.

2009 BÜYÜK EKONOMİK KRİZİ

Dünyada durum böyleyken; biz de ise ekonominin uğradığı kazanın büyüklüğü ve neticede işleyen hiçbir tarafının kalmamış olması, yaşanmış acı gerçekler olarak hafızalardaki tazeliğini korumaktadır.

Türkiye ekonomisinin iç çelişkileri ve yapısal sorunları, kendisine has krizi anında imal etmiş ve sonucunda büyük bir işsizlik, yoksulluk ve reel sektörün ağır yara aldığı karanlık bir tabloyu ortaya çıkmıştır.
Bunun adı 2009 Büyük Ekonomik Krizi'dir. Ve her sektörün üzerinden silindir gibi geçen krizin, tüm karşı iddialara rağmen travması halen atlatılabilmiş değildir.

MİLLETİMİZ ÇOK DERİN BİR BUNALIMIN DİBİNE İTİLDİ

Türkiye her alanda sıkıntıların arttığı bir dönemden ve zaman sürecinden geçmektedir. Endişe verici bir cepheleşme, bölücü mihrakların birliğimize yönelik hain suikastları ve siyasi sorumluluk taşıyanların gerginlik politikaları hepimizin gözü önüne vuku bulmaktadır.
Milletimiz kutuplaşma ve kaos girdabına sürüklenmek istenmiş, karanlık ve korku sarmalına çekilmeye çalışılmış, kargaşa ve kavga eşliğinde ayrışmanın soğuk yüzüyle karşı karşıya bırakılmıştır.

DİRENÇ MEKANİZMASI HASAR GÖRDÜ

Vatandaşımızın bunca zahmet ve külfet çekmesine rağmen, makul ve kabul edilebilir bir gelir seviyesinin hala çok gerisinde bulunduğu ortadadır. Tüm dünyada hükümetler, ekonomilerinde ortaya çıkacak risklerle ilgili tedbirler alırken, hükümetin ihmali ve günü birlik politik çekişmelerin tarafı olmasının maliyeti maalesef ağır olmuştur.
Bu kafa yapısına göre, eğer küresel ekonomik sistem iyi giderse, her şey iyi olacak, aksi takdirde sorunlara boyun eğilecektir.
Sanayi üretimi 2009 yılının ikinci çeyreğinden itibaren artış eğilimine girdiyse de, dış talepteki belirsizlikler ve sanayi kesiminin hak ettiği itibarı görmemesi nedeniyle hala kriz öncesi dönemdeki seviyeye ulaşılabilmiş değildir. Eğer bugün üretimde bir kıpırdanma varsa, bu daha çok yurt içi talebe yönelik sektörlerin performansından kaynaklanmıştır.
Bugün itibariyle, değerlerle ve ahlaki ölçülerle bağı ve bağlantısı gevşeyen ekonomik faaliyetlerin; anlam ve motivasyon kaynakları kurumuş, krize karşı gösterebilecekleri direnç mekanizmaları hiç olmadığı kadar hasar görmüştür.

DERİN KÜÇÜLME TELAFİ EDİLEMEDİ

Evet, doğrudur, bu yılın ilk üç ayındaki ekonomik büyüme oranı yalnızca Tayland ve Çin'in gerisinde kalmıştır ve yüzde 11,7'lik yüksek bir büyüme sergilemiştir. Ancak geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 14,5'lik derin küçülmenin telafi edilebildiğini söylemekten hala çok uzaktayız. İftiharla anlatılan ekonomik büyümenin, detayına inildiğine sevinmeye fazlaca yer ve gerek olmadığı da ortaya çıkacaktır. Sözü edilen büyümenin kime ne faydasının olduğu belli olmamıştır.

30 YILIN YARISI EKONOMİK KRİZ

Milletimiz, 24 Ocak 1980 kararlarının alınmasından bu tarafa, yani serbestleşme dinamiklerinin harekete geçmesinin üzerinden geçen 30 yılın yaklaşık yarısında ekonomik krizlerin ağır sonuçlarıyla boğuşmuştur. Üzülerek söylemeliyim ki, yaşı 20 ila 30 arasında bulunan milyonlarca gencimiz, hep krizleri konuşmuş, bir işe sahip olmanın kaygısını taşımışlardır. Ve kriz nesli olarak anılır olmuşlardır.

Özellikle ekonomideki derin sorunların arkasından gelen demokrasi dışı arayış ve müdahaleler, ekonomik istikrarın demokrasinin istikrarı açısından ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Ülkemizin yaşadığı, 1958 ve 1978 krizlerini, darbelerin takip etmesi ve demokrasinin askıya alınması, kriz-müdahale kısır döngüsünün varlığına işaret etmektedir.

İkönce planlanması ve yapılması gereken kalıcı ve sürdürülebilir bir büyüme dinamiğini oluşturmak ve yakalamaktır. Bunun da üretimle olabileceği şüphesizdir.

KOBİ'LERİN YERİ AYRICALIKLI VE ÖNEMLİ

İtiraf etmeliyiz ki, bugün refahın dağılımında bölgeler arasında bir farklılık varsa, bu fark, tarihi olarak sermayenin, vasıflı emeğin tek yanlı ve dengesiz ölçüde belli bölge ve merkezlere yığılmasından ileri gelmiştir.
Sanayi kuruluşlarımızın, gelişmişlik seviyemize ve ekonomiye yapacakları katkılar sayesinde, Türkiye daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke haline gelecektir. Burada özellikle KOBİ'lerimizin ayrıcalıklı ve önemli bir yeri olacaktır. Türkiye ekonomisinin bel kemiği olan ve istihdamın büyük bir kısmını sağlayan KOBİ'lerin sorunlarının giderilmesi bizim açımızdan sosyal ve ekonomik istikrar açısından mecburidir.

Bahçeli, "Önümüzdeki dönemde seçimden sonra olgunlaşmış, daha rahatlamış, gerilimi aşağıya düşürmüş, daha soğukkanlı düşünülebilen bir ortamda anayasa üzerinde ister yenilik, ister değişiklik ne yapmaya kim talip oluyorsa MHP o talebi karşılamaya hazırdır" dedi.

Bahçeli, İSO Meclis Toplantısı'nda yaptığı konuşmadan sonra üyelerin sorularını yanıtlarken, anayasa değişikliği tartışmalarına ilişkin, ihtiyaçlar belirlenip gerekirse yeniden anayasa yazılabileceğini, gerekirse Anayasa maddelerinde değişiklikler olabileceğini, buna açık olmak gerektiğini söyledi.

Gelişen, modernleşen, 21. yüzyılı anlamlandıran hedefleri olan bir ülkenin toplumsal sözleşme ana belgesi kabul edilen bir anayasa üzerinde de gerekli tasarruflarda bulunmasının en demokratik hak olduğunu dile getiren Bahçeli, şöyle devam etti:

"Fakat olayları saptırarak, başka yönlere çekerek Türk toplumunu gerçeklerden uzaklaştırmaya kimsenin hakkı olmasa gerek. Türkiye'de anayasa değişikliği konusunda MHP şunu düşünüyor; bu toplumsal uzlaşma belgesidir. Sürekli olarak bu konu tartışılıyor. Siyasi partiler, sosyoekonomik politikalarını topluma anlatacak zamanı bulamıyor. Biz diyoruz ki, 'TBMM'de temsil edilen siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, diğer siyasi partiler, üniversiteler, bir toplumsal uzlaşma belgesi üzerinde her türlü çalışmayı yapsın.

Kısa süre içinde Türkiye'nin gündeminden düşebilecek, ama Türkiye'yi normalleştirecek, Türkiye'yi demokratikleşecek, Türkiye'yi huzur ve güvenlik altına alacak bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var'. Bunu söylüyoruz. TBMM başkanlığında partiler bir komisyon üyesi versin, anayasa değişikliği uzlaşma komisyonu oluşsun, bütün partiler düşüncelerini buraya aktarsın ve orada mutabakata varmış olanları bir kenara, anlaşılmamış olan konuları da bir kenara koymak suretiyle, önce mutabakata varmış olanlara bir demokratik sözleşme şeklinde adını koyalım ve imzalayalım, sonra TBMM'ye geldiği vakit hep beraber bunu çıkartalım."

"MUTABAKATA VARILANLARI DEMOKRATİK SÖZLEŞME DİYE KABUL ETMEK..."

Türkiye'de 17 kez anayasa değişikliği yapıldığını, en fazla değişikliği Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. hükümetin gerçekleştirdiğini, söz konusu değişikliklerin altında MHP'nin imzası bulunduğunu hatırlatan Bahçeli, şunları kaydetti:

"MHP, bu kadar ağır ekonomik ve bölücü terörün yoğunlaştığı bir ortamda anayasa değişikliğiyle birtakım şeyleri saptırmanın yanlış olacağı kanaatinde. Önümüzdeki dönemde seçimden sonra olgunlaşmış, daha rahatlamış, gerilimi aşağıya düşürmüş, daha soğukkanlı düşünülebilen bir ortamda Anayasa üzerinde ister yenilik, ister değişiklik ne yapmaya kim talip oluyorsa MHP o talebi karşılamaya hazırdır.

24. dönem TBMM'de Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na bütün siyasi partilerin katılımıyla, öngörülen değişikliklerden mutabakata varılanları demokratik sözleşme diye kabul edip Meclis'ten çıkmasına katkı sağlayabileceğimizi söylüyoruz. Geçmişten yana da MHP'nin görüşü bu."

"BÜTÜN MAAŞLARIMA EL KOYSUNLAR"

Toplantının bitiminden sonra gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açtığı tazminat davalarına ilişkin bir soru üzerine de esprili bir şekilde, "Sayın Başbakan'ın açmış olduğu çok sayıda tazminat davaları var. Bunu sürekli hale getirmiş. Daha kolay bir yol tavsiye ediyorum. Meclis Başkanı da kendi partisinden. Bütün maaşlarıma el koysunlar"
dedi.

Bir gazetecinin "Hüseyin Çelik, 'Bahçeli istese de istemese de PKK'nın safında yer alıyor' dedi. Ne düşünüyorsunuz" şeklindeki sorusuna, "Hüseyin Çelik Beyin ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybı içinde" yanıtını verdi.

"Balyoz davasına" ilişkin bir soru üzerine ise Bahçeli, dava sebebiyle çok sayıda emekli ve muvazzaf subay hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, davaya hukuki yönden kimsenin herhangi bir söz söyleme hakkı olmadığını, sonuçlarını sabırla beklemek gerektiğini söyledi.

"TERÖRLE MÜCADELEYİ ZAAFA UĞRATACAK YANLIŞTAN HERKES KURTULMALI"

MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu konuda iki noktaya dikkati çekmekte yarar olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Bir tanesi, muvazzaf subaylar açısından geçerli olanıdır. 1-4 Ağustos arasında Yüksek Askeri Şura toplantısı var. Burada terfi ve atamalarda bu tür yakalama kararlarının olumsuz sonuçları olabilir ve ilerde kişinin özlük haklarında kayıplara vesile olabilir. Onun için bunlara dikkat etmek lazım. İkinci olarak da terörle açık mücadele içinde bulunan ve son günlerde artan teröre karşı komuta seviyesinde görev üstlenen, Gedikpaşa'ya gittiği zaman yanında gerekli brifingi alan bir komutanı yakalama emriyle bir suçlamanın altına aldığınız takdirde, askerin terörle mücadelesinin ne şekilde gelişeceği konusunda herkesin bir endişesi olabilir. Terörle mücadeleyi zaafa uğratacak her türlü yanlıştan herkes kurtulmalıdır" şeklinde konuştu.

"TERÖRLE MÜCADELEDE HERHANGİ BİR AKSAMA OLMAMALI"

Devlet Bahçeli, "Balyoz ve Ergenekon dava sürecinde suçlanan komutanlar 'görevden alınmalı ya da emekli edilmeli' deniyor. Açılımın önünde durabilecek kadroların temizlenmeye çalışıldığı şeklinde görüşler dile getiriliyor. Katılıyor musunuz?" şeklindeki bir soruyu da şöyle yanıtladı:

"Bu düşüncelerinizin hiçbirine katılmıyorum. Eğer hükümet görüşü olarak soruyorsanız, hükümetin başından bu yana açılım üzerindeki yıkım projesinin yeni bir aşaması olarak görüyorum. Öbür tarafta terörle mücadelede herhangi bir aksama olmamalı. Dörtyol'da, İnegöl'de ve buna benzer olaylarda hükümetin çok daha fazla tedbirli olmasında, ön istihbarat bilgilerine sahip olmasında ve olaylara karışmış olanların da durumlarının netleştirilerek kamuoyuna açıklanmasında fayda var."

Bahçeli, "Provokasyon ihtimali var mı?" sorusuna da "Kesin" karşılığını verdi.

"DARBELERDEN ÜLKEYE YARAR GELMEMİŞTİR"

Başka bir soru üzerine de Bahçeli, "Darbelerden ülkeye bir yarar gelmemiştir. Ne kadar darbeci anlayışa sahip olanlar varsa, bunlar demokratik kültür içinde eritilmelidir. Muvazzaf subay özelliği taşıyorlarsa ordudan atılmalıdır. Ancak bunları farklı farklı alanlarda yeni tartışma zeminine sokmaya gerek yok. Darbe yapma, zihniyet olarak sürdüğü müddetçe bunun yasal dayanağı olmaz, yasal engeli olmaz. Yaparsa iktidar olur, yapamazsa mahkum olur. Bunun üçüncü yolu yoktur. Olması gereken, darbe zihniyetinin demokratik kültür içinde eritilerek bir daha bu ülkede ara rejimlerin yaşanmamasıdır" şeklinde konuştu.


Haber Etiketleri:
Bu habere yorum yap!
Aziz Yıldırım'a 22 ile 72 yıl arası hapis...

İddianamede Yıldırım'ın, "haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla suç örgütü kurup yönetmek", "dolandırıcılık", "şike" ve "teşvik primi vermek" suçlarından toplam 22 ile 72 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

S.ÖZTÜRK
Basın savcı ve hakimleri niçin değiştiriliyor?
H.Z.ALPTEKİN
Mehmet Ağa!
B.TURAN
Yaşlı Dostu Kent Amasya

H.MAHALLİ
Noreiga
S.ARAÇ
Alevde kağıtlar!
B.DEMİR
"Ermeni gebermeli"

S.B. GÜRSOY
Yapımcılar bu senaryoyu değiştirsin artık!

Ana Sayfa  |  Güncel  |  Politika  |  Ekonomi  |  Spor  |  Dünya  |  Magazin  |  Yaşam  |  Sağlık  |  Teknoloji  |  Kültür Sanat  |  Eğitim  |  Sıradışı
Kullanım ve Gizlilik Şartları | Künye & Reklam | Haber24 FriendFeed'de |  Son Dakika Haberleri Rss Beslemesi

© haber24.com. Tüm Hakları Saklıdır

Sayfa Üretimi 0.013 saniye