FİLM KRİTİK: SERDAR AKBIYIK
Bu hafta vizyona girecek olan Amelia filmi Atlantik’i uçakla geçen ilk kadın pilot olan Amelia Earhart’ın hayatını anlatıyor. Filmin başrolünde oynayan Hilary Swank özellikle erkeksi kadın rollerinin aranan ismi. Bunun en büyük sebebi 1999 yapımı Erkekler Ağlamaz-Boys Don’t Cry ve 2004 yapımı Million Dollar Baby filmlerindeki başarısı. Filmde hayatı anlatılan Amelia Earhart farklı duruşuyla ayrıksı bir kişilik.
O dönem için erkek mesleği olarak görülen pilotluktaki başarısı kadar feminist söylemleriyle de dikkat çeken bir isimdi Earhart. Yaptığı konuşmalarda kadınların evlenmemesini ya da çok genç evlenmesini salık verirdi. Kendisi de yaptığı evlilikte özel bir anlaşma yapmıştı. Yayıncısı ve menajeri olan George Putnam ile yaptığı evliliğin ilk yılında memnun olmazlarsa ayrılma kararı alarak ve bunu bir sözleşmeye dökerek evlenmişti. Bu arada Putnam’ın altıncı evlenme teklifiydi. Bu evlilik süresinde Gene Vidal adlı bir erkekle de tutkulu bir aşk yaşadı. İşte bütün bu konular bu hafta vizyona giren Amelia filminin öyküsünün içinde yer alıyor.
Amelia’yı Hilary Swank oynarken kocası George Putnam’ı Richard Gere, sevgilisi Gene Vidal’i ise Ewan McGregor canlandırıyor. Amelia Earhard dünyanın çevresini uçakla geçmek isterken Pasifik Okyanusu’nda kaybolur ve bütün aramalara rağmen bulunamaz. Böylesi dramatik bir öykü Hintli kadın yönetmen Mira Nair tarafından sinemalaştırılmış. Sinema Tarih Buluşması’nın açılış filmi olan Amelia etkileyici bir yapım. Özellikle Richard Gere rolünü çok iyi içselleştirmiş. Canlandırdığı Amelia’nın kocası Putnam karakteri gerçek hayatta da çok eleştirilen bir isimdi.
Aşk için mi yoksa Amelia’yı altın yumurtlayan tavuk olarak mı gördüğü için evlendiği, aldatılmasına rağmen evliliğine devam etmesi hep tartışıldı. Gere karakterin bu yönünü gözümüze sokmadan büyük bir başarıyla yorumluyor ve aynı şüpheleri izleyicinin içinde bırakan bir performans sergiliyor. Hem gerçek yaşam öyküsü olduğu için hem de oyunculukların başarısı sebebiyle seyredilmesi gereken bir film.