HÜSNÜ MAHALLİ
Haberlerin anlamı
00:35 17-08-2010
Geçtiğimiz pazar akşamı Lübnan'daki Hizbullah'ın lideri bir basın toplantısı düzenleyerek çok önemli açıklamalarda bulundu ve belge ile görüntüler gösterdi.14 Şubat 2005'te öldürülen Lübnan eski Başbakanı Rafik Hariri'nin suikastında İsrail'in rolünü kanıtlayacak nitelikte olan bu bilgi, belge ve görüntülerin detaylarına girmek istemiyorum. Ancak Türkiye'yi de ilgilendirebilecek bir görüntü benim için önemliydi. Çünkü Nasrallah bu görüntülerin suikast öncesinde Beyrut semalarında dolaşan İsrail casus uçakları tarafından çekildiğini kendilerinin de uçak frekansına girerek bunları kaydettiklerini söyledi.
Bu görüntüleri görünce aklıma 3 Ağustos günü bu köşede söylediklerim geldi. O gün Ekim 2008'de Batman üzerinde düşen ve İsrailli uzmanlar tarafından kullanılan HERON uçağının Türkiye, Suriye, İran ve Irak semalarında çektiği görüntüleri, İsrail'e iletmiş olabileceğinden söz etmiştim. Genellikle yalan söylemediği ve emin olmadığı konularda bilgi vermediği bilinen Nasrallah'ın yansıttığı görüntülere bakılırsa PKK'yı takip etmek üzere alınan HERON'ların frekanslarına girebilen herkes (Yani PKK, İsrail ya da başkaları) çekilen görüntüleri elde edebilir. Daha açık bir ifade ile bu uçakları yaptığı için tüm teknik bilgileri ve şifreli görüntüleme sinyallerini bilen biri olarak İsrailli subaylar, görüntüleri Türk Genel Kurmayı'na verdikleri gibi Tel Aviv'e de iletmiş olabilirler.
İsrail gibi bir ülke için bu gayet normal.
Normal olmayan ise herhangi bir nedenden dolayı İsrail'i müttefik ya da dost görenlerin durumudur.
İşte size başka bir örnek.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eşkinazi, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak ifadesinde bakın ne dedi:
'Aslında gemilere yönelik uyguladığımız şiddetten çok daha fazlasını uygulamamız gerekiyordu. Biz Türklerden vurulması gerekenleri vurduk''.
İnanılmaz bir mantık ve ruh hali.
Bir düşünün bu adam kısa bir süre önce Ankara'ya gelmiş ve en üst düzeyde karşılanmıştı. Tıpkı saldırı emrini veren ve ocakta Ankara'ya gelerek 'Türkiye bizim dostumuz' diyen Savunma Bakanı Barak gibi.
Ama kimin umrunda.
İşin içinde İsrail olunca her nedense bazıları anlaşılmaz bir tutum sergiliyor.
Başka bir örnek de ABD'den.
Eski Başbakan Hariri'nin öldürülmesinden sonra ABD ve müttefikleri BM Güvenlik Konseyi'nden Suriye aleyhinde kararlar çıkarttı ve uluslararası mahkeme kurulmasını sağladı.
Hizbullah, Filistinliler ve Suriye'ye karşı kullanılması umuduyla Lübnan ordusuna 2006-2010 döneminde 750 milyon dolarlık askeri yardım yapan ABD, geçen hafta ve aniden 100 milyon dolarlık yardım paketini askıya aldı. Çünkü Lübnan askerleri, bu silahları önceki hafta sınırı geçen İsrail askerlerine karşı kullanmış ve bir yarbayı öldürmüştü.
Yani Lübnan askerileri Suriyeli, Filistinli hatta Lübnanlıları öldürmüş olsaydı silah ve para almayı sürdürecekti.
Müthiş ama geleneksel ve genetik bir Amerikan mantığı.
Bakalım bu mantık Irak'a nasıl yansıyacak?
2003'te yalan olduğu kabul edilen gerekçelerle bu ülkeyi işgal eden ABD, 2011 sonunda buradan ayrılacağını ilan etmiş bulunmaktadır. Yani Başkan Obama sözünde durursa Amerikan askerlerinin tümü 16 ay sonra Irak'tan çekilmiş olacak. Ancak böyle bir olasılığı ciddi bulduğu anlaşılan Iraklı Genel Kurmaybaşkanı Zibari'nin eteği tutuşmuşa benziyor. Daha önceleri Kürt peşmergelerin komutanlığını yapan Zibari, 'Irak ordusu ancak 2020'den sonra güvenliği sağlayabilir. Bu nedenle Amerikan askerleri 10 yıl daha burada kalmalıdır'' dedi. Bakalım Amerikalılar stratejik dost ve müttefik
Kürtlerin bu beklentisine nasıl yanıt ve verecek?
Bunu görebilmemiz için şimdilik 16 ay beklememiz gerekiyor.
Nasıl olsa bu süre içinde bu coğrafyada çok şey yaşanır.
Çünkü durduk yerde stratejik müttefik Türkiye'nin vatandaşlarını kasıtlı ve seçerek öldüren bir İsrail, stratejik düşman olan İran'a karşı mutlaka bir çılgınlık yapacaktır. Bu çılgınlığın nerede ve nasıl gerekçeleşeceğini hep birlikte yakında göreceğiz.
Türkiye'de ise 12 Eylül referandumu öncesi ve sonrasında bakalım neler yaşanacak. 'Demokratik özerklik' tartışmalarından sonra şimdi de PKK'nın yeni bir 'ateşkes' konusu gündemde. Bu tartışmaların ne zaman ve nasıl sonlanacağı henüz belli değil. Çünkü daha önceleri birçok kez vurguladığım gibi PKK'nın asla vazgeçmeyeceği koşul, Öcalan'ın serbest bırakılması ya da bu yönde birtakım garantilerin elde edilmesidir.
Sonrasında da ise daha ilginç koşul ve istekler olabilir!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.